Sonuç Kaygısından Uzaklaşıp Göreve Odaklanmak
Sonuç kaygısının insanları sorumluluktan uzaklaştırdığına dikkat çekiliyor.
Ramazan Kayan / Milat Gazetesi
Geleceği Düşünürken Bugünü Kaçırmak
Yaşadığımız dönemi “Endişe Çağı” olarak nitelendirmek doğru olur mu? İnsanların kaygıları, telaşları ve tedirginlikleri bir türlü sona ermiyor. Sürekli bir kaygı, kuşku ve korku içinde yaşıyoruz. Krizler ve kaoslar üzerimizde bir gölge gibi duruyor.
Peki, bu gidişatın sonu ne olacak? Fiziksel sonuçlara takılıp kalmış durumdayız, sonsuzluğa olan inancımızı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Sonsuzluğa iman eden bizler, hangi sonuçları öncelikle önemsemeliyiz?
Görünüşe göre, geçici sonuçlara fazla odaklanıyoruz. Karne, diploma, kariyer, kazanç gibi unsurlar bizi o kadar meşgul ediyor ki asıl hedefimizi unutuyoruz. Gerçekten de, bizi güzel sonuçlara ulaştıracak olan sınavları vermeden, sorumluluklarımızı yerine getirmeden ve süreçleri tamamlamadan hiçbir ulvi hedefe ulaşamayacağımızı unutmamalıyız.
Unutmayalım ki, “Her nefis kendi kazandığına karşılık rehindir.” (Müddessir, 38) Bu nedenle, sonuç bir hak ediştir. Kim neyi ne kadar hak ediyorsa, büyük günde kıl kadar haksızlığa uğramayacaktır.
Herkes hayatının akışına bakmalı ve bu gidişatın neye işaret ettiğini sorgulamalıdır. Çabalarımız ne yönde ise, sonunda onu göreceğiz. Gelin, kesin sonucu Kadir-i Mutlak olan Allah’a bırakalım ve kendi görevlerimize odaklanalım. O, bize bizden daha yakın ve merhametlidir. Biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra, son gülenin biz olacağından kuşkumuz olmasın.
Sonsuzluk, bizim için bir müjde; fakat önce görevimizi yerine getirmeliyiz. Peki, bize düşen görev nedir? Görev tanımımız, alanımız ve zamanımız oldukça net. Yeryüzünün halifesi olmak, adil şahitler olmak ve emanete sahip çıkmak bizim misyonumuzdur.
Her şeyden önce, mükellefiz. Süreç nasıl ilerlerse ilerlesin, sonuç ne olursa olsun sahadan çekilemeyiz. Sorumluluklarımızı tamamlamadan asla geri adım atamayız. Son nefesimize kadar sınavda olduğumuzu unutmamalıyız.
Zafer, özgürlük, başarı gibi kavramlar, bu sınav sürecinin sonuçlarıdır ve her biri birer hak ediştir. Sonucu Allah’a bırakmalı ve sorumluluklarımıza yoğunlaşmalıyız. Takdir O’nundur; başarı, O’ndan gelir.
Biz de O’nun kullarıyız ve O, bize müjde veriyor: “Sonuç takva sahipleri içindir.” (Araf, 128) Bizden istenen ise sahih iman, salih amel, samimi mücadele ve sağlam duruştur. Bu takdirde, “Sabah yakındır.” (Hud, 81) ve “Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf, 8)
Grafikler, göstergeler ve bilimsel veriler bir yere kadar önemlidir; fakat günün sonunda, kuşlar filleri yenecektir. Hendekçiler cehennemin gayyasına postalanacak, Nemrutların ateşine meydan okuyanlar selamete çıkacaktır. Yusuflar temiz gömlekleriyle iktidara yürüyecek ve mutlaka özgürlük gerçekleşecektir.
Gazze’yi düşünmek yerine, biz görevimizin neresindeyiz? Asıl netleşmesi gereken soru budur. Daha önce de belirttiğim gibi, yüzyılın başında destansı bir direniş sonrası Emir Abdülkerim el-Hattabi’nin dediği gibi: “Ortada başarı ve başarısızlık yoktur. Bir zafer ve yenilgi de yoktur. Sadece tek bir şey vardır, o da GÖREV.”
Herkes görev başına, sorumluluk alanına. Ve unutmayalım ki, sonunu düşünen kahraman olamaz, yol alamaz. Eğer güzel bir son istiyorsak, duruşumuza dikkat etmeliyiz. Hitamuhu misk; hayırlı son en büyük duamızdır.
Bu satırları Hz. İsa (as) duasıyla sonlandırıyorum: “Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet olsun. Bizi rızıklandır, zaten sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” (Maide, 114)




