Üveit hastalığında kişiye özel ve ömür boyu takip

Üveit, ataklarla ilerleyebilen ve görme kaybına yol açabilen bir hastalık. Uzmanlar, erken tanı ve kişiye özel tedavinin önemini vurguluyor.

Gözün damardan zengin orta tabakasındaki iltihaplanmayla başlayan üveit, gözün farklı bölümlerini etkileyebilen ve bazı hastalarda kalıcı görme kaybına neden olabilen ciddi bir rahatsızlık olarak öne çıkıyor. Her yaşta görülebilen hastalık, kişiden kişiye farklı seyrediyor ve dönemsel ataklarla yeniden ortaya çıkabiliyor.

Dünyagöz Hastaneleri Üvea Bölüm Başkanı Prof. Dr. Merih Oray, üveitin tek seferlik bir tedaviyle tamamen geride bırakılmaması gerektiğini belirterek, hastalığın uzun süreli ve düzenli takip gerektirdiğini ifade etti. Tanı sürecinde hastanın şikâyetlerinin yanı sıra tüm tıbbi geçmişinin ayrıntılı biçimde değerlendirildiğini aktaran Oray, hastalarıyla yıllar içinde güçlü bir bağ kurduklarını ve kendilerini adeta bir “üveit ailesi” olarak gördüklerini söyledi.

Üveit; gözde kızarıklık, ağrı, ışığa hassasiyet, bulanık görme ve görüş alanında uçuşan siyah noktalarla kendini gösterebiliyor. Ancak gözün arka bölümünü tutan bazı türlerde kızarıklık ya da ağrı görülmeden yalnızca görme azalması yaşanabiliyor. Bu nedenle belirtilerin hafife alınmaması ve göz hekimine başvurulması önem taşıyor.

Altta yatan hastalık araştırılıyor

Hastalık bazı kişilerde yalnızca gözle sınırlı kalırken, Behçet hastalığı, ankilozan spondilit, diğer romatizmal hastalıklar, iltihabi bağırsak hastalıkları ve çeşitli enfeksiyonlarla bağlantılı olarak da gelişebiliyor. Eklem ağrıları, ağız yaraları, ciltteki değişiklikler, daha önce geçirilen enfeksiyonlar ve kullanılan ilaçlar, üveitin kaynağını belirlemede önemli ipuçları sağlıyor.

Altta yatan nedenin ortaya çıkarılması, uygulanacak tedavinin belirlenmesi ve yeni atakların önlenmesine yönelik plan yapılması açısından kritik kabul ediliyor. Gerekli durumlarda göz hastalıkları uzmanlarının yanı sıra farklı tıp branşlarının da değerlendirme sürecine katılması gerekiyor.

Gözde kızarıklık ortaya çıktığında rastgele damla kullanmak yerine uzman bir göz hekimine başvurulması öneriliyor. Romatizma, sedef veya iltihabi bağırsak hastalığı bulunan kişilerin düzenli göz muayenelerini ihmal etmemesi gerekiyor. İyi pişmemiş etler ve yeterince temizlenmemiş gıdalarla bulaşabilen toksoplazma gibi parazitler de gözde iltihaplanmaya yol açabiliyor. Göz çevresinde geçirilen zona enfeksiyonu, yoğun stres, uykusuzluk ve düzensiz beslenme de hastalığın ortaya çıkmasını veya yeniden alevlenmesini kolaylaştırabiliyor.

Kontrollerin ertelenmesi kalıcı hasara yol açabilir

Yeterince kontrol altına alınmayan üveit; katarakt, göz tansiyonu, retina tabakasında sıvı birikmesi ve kalıcı görme kaybı gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Prof. Dr. Oray, tanı aşamasında hastalığın tüm ipuçlarının birlikte değerlendirildiğini, takip aralıklarının ise üveitin türüne, önceki ataklara, uygulanan tedaviye ve gözdeki bulgulara göre belirlendiğini söyledi.

Daha önce üveit tanısı almış kişilerin yeni başlayan görme azalması, ışık hassasiyeti, ağrı veya uçuşma şikâyetlerinde kontrolü geciktirmemesi gerekiyor. Özellikle çocukluk çağı eklem romatizması bulunan çocuklarda hastalık daha ağır seyredebildiği için düzenli göz taramaları büyük önem taşıyor. Erken tanı ve tedavi uygulanmadığında, çocuklarda fark edilmeden ilerleyen üveit kalıcı görme kaybına neden olabiliyor.

İleri görüntüleme yöntemlerinden yararlanılıyor

Hastaların değerlendirilmesinde yalnızca mevcut şikâyetler değil, göz muayenesinde belirlenen iltihabi bulgular da dikkate alınıyor. Gerektiğinde optik koherens tomografi, göz anjiyografisi, özel göz fotoğrafları ve lazer flaremetre gibi ileri inceleme yöntemlerinden yararlanılıyor.

Bu teknikler, iltihabın gözün hangi bölümünü etkilediğini ve hastalığın ne kadar aktif olduğunu belirlemeye yardımcı oluyor. Gelişmiş görüntüleme cihazları ve moleküler testler sayesinde, geçmişte fark edilmesi zor olan bazı ayrıntılar daha erken saptanabiliyor.

Üveit tedavisinde kortizonlu ve göz bebeğini büyüten damlalar kullanılabiliyor. Ancak bu ilaçlar gözün arka bölümündeki iltihabı her zaman yeterince kontrol edemediği için hastanın durumuna göre göz içine veya göz çevresine kortizon enjeksiyonu, ağızdan ya da damar yoluyla kortizon tedavisi uygulanabiliyor. Romatizmal hastalıkların eşlik ettiği durumlarda bağışıklık sistemini düzenleyen hap, iğne veya serum tedavilerinden de yararlanılabiliyor.

Tedavinin amacı yalnızca mevcut atağı bastırmak değil, gözdeki iltihabı ve eşlik eden sistemik hastalığı birlikte kontrol ederek yeni atakların önüne geçmek. Günümüzde hedefe yönelik biyolojik ilaçlar, bağışıklık sisteminin göz dokusuna zarar vermesini engelleme amacıyla kullanılabiliyor.

Uzmanlar, tedavinin hastanın düzenli kontrollerine ve ilaç kullanımına uyum göstermesine de bağlı olduğunu vurguluyor. Şikâyetlerin azalması üzerine tedaviyi kendi kararıyla bırakmak, hastalığın daha şiddetli bir atakla geri dönmesine ve kalıcı hasar riskinin artmasına yol açabiliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu