Suriye Notları: Yardımdan Yeniden İnşaya Sorumluluk
Suriye notları, savaşın ardından yardım anlayışının yeniden inşa, üretim ve sorumluluk bilinciyle genişletilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Suriye, Esed rejiminin Rusya ve İran desteğiyle yürüttüğü 14 yıllık savaşın ardından ağır bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Şehirler harap olurken yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi ise yerinden edildi. Türkiye’deki İslami vakıf, dernek ve cemaatlerin yıllar boyunca Suriyelilere ulaştırdığı yardımlar, bu zor dönemde önemli bir dayanışma örneği oluşturdu.
Ancak bugün Suriye’nin ihtiyacı yalnızca gıda, barınma veya acil yardım malzemeleriyle sınırlı değil. Ülkenin şehirlerinin yeniden kurulması, üretim kapasitesinin canlandırılması ve ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilmesi gerekiyor. Bu nedenle Suriye’yi sadece yardım bekleyen bir ülke olarak değerlendirmek doğru değil. Yurt dışında yaşayan eğitimli Suriyelilerin, iş insanlarının ve sermaye sahiplerinin öncülük edeceği yatırımların yanı sıra diğer Müslüman ülkelerden yatırımcıların da bu sürece katkı sunması önem taşıyor.
Sahip olunan imkanların yalnızca kişisel refah için mi kullanılacağı, yoksa savaşın yaralarını sarmaya çalışan kardeşlerin ayağa kaldırılması için mi değerlendirileceği herkesin kendisine sorması gereken bir soru. Aksi halde bölgenin kaynakları ve geleceği, emperyalist güçlerin çıkar hesaplarına bırakılabilir.
Suriye’den Filistin’e uzanan sorumluluk
Bu yaklaşım yalnızca Suriye için değil, Filistin, Gazze, Doğu Türkistan ve diğer mazlum coğrafyalar için de geçerli. Güçlü, istikrarlı ve kendi kararlarını verebilen bir Suriye’nin oluşması, bölgesel dengeler açısından olduğu kadar Gazze ve Mescid-i Aksa davası bakımından da önem taşıyor. Bölgedeki gelişmeleri değerlendirirken emperyalist güçlerin hedeflerini doğrudan aktörlerin yanı sıra vekil yapılar ve komşu unsurlar üzerinden de sürdürebileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu nedenle olaylara yalnızca gösterilmek istenen dar çerçeveden değil, daha geniş ve sağduyulu bir bakışla yaklaşmak gerekiyor.
Böylesine ağır bir tablo karşısında zaman zaman umutsuzluk hissedilse de, inanç ve sorumluluk duygusu bu duygunun önüne geçmeli. Bir yetimin hayatına dokunmak, bir gencin eğitimine veya yetişmesine destek olmak, bir kişiye iş imkanı sağlamak ya da kaleme alınan bir yazıyla hakikati hatırlatmak, imkanlar ölçüsünde atılabilecek değerli adımlar arasında.
Yapılan katkılar küçük görülmemeli. Hz. İbrahim’in ateşine su taşımaya çalışan karınca misali, insanın gücü nispetinde tarafını ortaya koyması ve çaba göstermesi önem taşıyor. Bu görev yalnızca sermaye sahiplerinin veya iş insanlarının değil; alimlerin, davetçilerin, yazarların ve toplum önünde bulunan herkesin sorumluluğunda. Yanlışlar karşısında yöneticileri hakarete başvurmadan, fitneye yol açmadan ve uygun bir üslupla uyarmak da bu sorumluluğun parçası.
Toplumun her şeyi hükümetlerden beklemek yerine “Ben ne yapabilirim?” sorusunu kendisine yöneltmesi gerekiyor. Bunun yanında Müslümanların, birbirlerinin hayırlı çalışmalarını engellemek veya sürekli eleştirmek yerine iyiliğin yaygınlaşmasına katkı sunması, kötülüğün azalması için ortak hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Görmek, sorumluluk almayı gerektiriyor
İstanbul, Şam, Kudüs, Bağdat, Kahire, Buhara ve İsfahan gibi şehirler yalnızca kitaplardan tanınmamalı; imkan bulundukça ziyaret edilerek yerinde görülmeli. İnsan, kendi medeniyet coğrafyasını tanıdıkça geniş bir ailenin parçası olduğunu ve bu mirasa aidiyetini daha güçlü biçimde hissediyor.
Bu seyahat de gezmenin tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu. Gezmek görmeye, görmek düşünmeye, düşünmek ders çıkarmaya; ders çıkarmak ise sorumluluk üstlenmeye götürmeli. Yıkılmış şehirlerle karşılaşıldığında yalnızca üzülmek yerine, herkes kendi imkanları doğrultusunda ne yapabileceğini değerlendirmeli. Kiminin duası, kiminin kalemi, kiminin sermayesi, kiminin emeği bu sürece katkı sağlayabilir.
İnsanın görevi bütün dünyayı tek başına değiştirmek değil; doğru zamanda ve doğru yerde üzerine düşeni yapmaktır. Sonuç ise Allah’ın takdirine bırakılmalı. Çünkü Suriye notları boyunca öne çıkan temel gerçek şu: Görmek tek başına yeterli değil; görmek, insana sorumluluk yüklemeli.
Bu yolculukta Adıyaman’ın Kâhta ilçesinden eşlik eden kıymetli kardeşlere, İdlib’de evinde misafir eden ve misafirperverliğiyle gönüllerde yer edinen hocaya teşekkür ediliyor. Şam’daki İyiliğe Çağrı İnsani Yardım Derneği’nde konuklarını güler yüzle ağırlayan tüm emektarlara ve çalışanlara da şükran sunuluyor. Yapılan duaların ve verilen emeklerin karşılıksız kalmaması, çalışmaların bereketlenmesi temenni ediliyor.




