Türkiye COP31’de İklim Diplomasi Sahnesinde Öne Çıkabilir mi?

Türkiye, 2026’da COP31 ile iklim diplomasisinde önemli bir rol üstlenebilir mi? Sivil toplumun çağrıları ve enerji politikaları tartışılıyor.

Türkiye, 2026 yılında düzenleyeceği COP31 (BM İklim Değişikliği Konferansı) ile iklim diplomasisinde önemli bir konuma gelmeyi hedefliyor. Bu süreçte, 16 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu İklim Ağı, Türkiye’ye tarihi bir çağrıda bulundu: “Değişimi evinde başlat, kömüre veda et.” İstanbul’da yapılan bu açıklama, Türkiye’nin ‘Altın Çağ’ vizyonunun adil bir enerji geçişi ile mümkün olabileceğini vurguladı.

Toplantıda konuşan WWF-Türkiye temsilcisi Pınar Gayretli, Türkiye’nin iklim krizinin etkilerini derinden hissettiğini, orman yangınlarından gıda güvenliği sorunlarına kadar birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu belirtti. Gayretli, Türkiye’nin BM’ye sunduğu 2035 hedefinin emisyonları azaltmak yerine artırmaya devam edeceğini ifade ederek, mevcut politikaların krizin aciliyetini yansıtmadığını vurguladı. “2035 hedefi, Türkiye’nin 2053 net sıfır vizyonuyla ve küresel 1,5°C sınırı ile uyumlu değil. COP31, kararlılığımızı göstermek için son şans,” dedi.

Toplantıda, enerji politikalarının yerel topluluklar ve tarımsal üretim üzerindeki etkileri de ele alındı. Milas’taki Akbelen ormanlarının kesilmesi ve Afşin-Elbistan’daki yeni kömürlü santral projeleri, “kamu yararıyla çelişen” uygulamalar olarak değerlendirildi. İklim Ağı temsilcileri, kömüre verilen teşviklerin temiz enerjiye geçişi geciktirdiğini savunarak, rüzgar ve güneş enerjisinin gerçek anlamda temiz olabilmesi için ekosistemlerin korunması gerektiğini belirtti.

Gayretli, iklim yönetişiminde katılımcılığın önemine dikkat çekerek, eleştirilerini bakanlıkların masalarına yöneltti. İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu’nda (İDUKK) iş dünyası temsilcilerinin yer alırken, uzman sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının dışarıda bırakılmasını “büyük bir eksiklik” olarak tanımladı. “COP31’de örnek bir liderlik için ulusal politika planlamasında sivil toplumun anlamlı katılımını güvence altına alan kalıcı istişare mekanizmaları şarttır,” dedi.

Greenpeace Türkiye’den Emel Türker Alpay, COP31 başkanlığının sadece diplomatik bir rol değil, aynı zamanda ülke içindeki dönüşüm için bir fırsat olduğunu belirtti. Türkiye’nin dünyada en fazla emisyona neden olan ilk 15 ülke arasında olduğunu hatırlatan Alpay, fosil yakıtlardan çıkışta “adil geçiş” vurgusu yaptı. “Yenilenebilir kaynaklara yönelim, Türkiye’yi enerjide daha bağımsız ve demokratik bir sisteme taşır. Bu dönüşüm, insana yakışır yeni işler yaratarak kimsenin geride bırakılmadığı bir geleceği mümkün kılabilir,” dedi.

İklim Ağı, COP31 için şeffaflık ve hesap verebilirlik, kömürden adil çıkış, katılımcı yönetişim ve iklim adaleti gibi taleplerini de dile getirdi. Bu talepler, sürecin katılımcı bir anlayışla yürütülmesi ve fosil yakıtlara veda için net bir siyasi irade sergilenmesi gerektiğini vurguluyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu