Hoşgörü: İslam’da Müsamaha ve Ahlaki Değerler

İslam’da hoşgörünün önemi, Hz. Peygamber’in öğretileri ve ahlaki değerler üzerine bir inceleme.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.”

***

Ebû İshâk’ın aktardığına göre, Ebû Abdullah el-Cedelî, Hz. Âişe’ye Allah Resûlü’nün (sav) ahlâkını sorduğunda, “O, kaba ve çirkin söz ve davranışlarda bulunmaz, insanlarla tartışmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, aksine bağışlayıcı ve hoşgörülü davranırdı.” demiştir.

***

İbn Abbâs’ın (ra) rivayet ettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hoş gör ki, hoş görülesin.”

***

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, alışverişte ve borç ödemede müsamahalı olanı sever.”

Bir gün Hz. Peygamber mescitte otururken bir bedevi içeri girdi. İki rekât namaz kıldıktan sonra, “Allah’ım! Bize ve Muhammed’e merhamet eyle, bizimle birlikte başkasına merhamet etme!” diye dua etti. Hz. Peygamber, bu tuhaf dua karşısında gülümseyerek, “Sen, geniş olanı daralttın!” dedi. Daha sonra, bedevi mescidin bir köşesinde ihtiyaç gidermeye başladı. Ashâbı, bu durumu görünce öfkeyle ona doğru koştu. Ancak Resûlullah, ashâbına onu bırakmalarını ve bevlettiği yere su dökmelerini söyledi. Ardından, “Siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.” diyerek hoşgörüsünü gösterdi. Bedevi, bu yaklaşım sayesinde hatasını anladı.

Hoşgörü, sevgi temeline dayanan bir ahlaki erdemdir. Hoş görmek; kolaylık göstermek, iyi karşılamak, hataları görmezden gelmek, kırıcı olmamak ve affedici olmak anlamına gelir. Hoşgörü, insanlara fırsat tanımayı ve onları anlayışla karşılamayı gerektirir. Bu erdem, sadece tahammül etmekle sınırlı olmayıp, kişinin kendi iradesiyle ortaya koyduğu bir davranış biçimidir. Hoşgörünün varlığı, hoşgörenin, hoş gördüğü durumu engelleyebilecek güce sahip olmasına rağmen bu gücü kullanmamayı tercih etmesiyle mümkündür.

Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan hoşgörü anlamına gelen bir kelime bulunmamakla birlikte, “safh” kelimesi bu anlamda kullanılmaktadır. Safh, bir kimseyi suçu nedeniyle kınamayı terk etmek demektir. Allah Teâlâ, “Kitap ehlinden birçoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onların hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün.” buyurmaktadır. Bu, insanın birini affederken onu kınamaktan kaçınmasının önemini vurgular.

Hoşgörü, Hz. Peygamber’in davetinin özüdür. İslam’ı yaymadaki başarısı, hoşgörüsü sayesinde olmuştur. Kur’an’da, “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın.” buyrulmaktadır. Bu, hoşgörünün insan ilişkilerindeki önemini gösterir. İnsanlar arasında sevgiyi artıran hoşgörü, kin ve nefreti yok eden bir erdemdir. Hz. Âişe, Peygamberimizin ahlâkını tarif ederken, onun kaba davranışlardan uzak durduğunu belirtmiştir. Yüce Allah, öfkelerini yenip affedenleri takva sahibi olarak nitelendirmektedir.

Hoşgörü ortamının oluşabilmesi için insanlar arasında sevgi olmalıdır. Sevginin olduğu yerde hoşgörü, sevgisizliğin olduğu yerde ise tahammülsüzlük vardır. Hz. Peygamber, insanları sevmenin imanın bir gereği olduğunu belirtmiştir. Bir kişi, başkalarına hoşgörülü davranmadıkça, başkalarından hoşgörü bekleyemez. Bu prensip, Hz. Peygamber’in “Hoş gör ki, hoş görülesin.” sözüyle özetlenmiştir. Hoşgörü, sadece bir erdem değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.

İslam’ın hoşgörü anlayışı, ailede, mahallede, iş yerinde ve sosyal hayatta her alanda gereklidir. Ticari ilişkilerde, alacak verecek konularında hoşgörülü olmak önemlidir. Hz. Peygamber, ticaretin her aşamasında müsamahalı olmayı öğütlemiş ve “Allah, alışverişte müsamahalı olanı sever.” demiştir. Kendisi de alacaklılarına karşı daima nazik ve hoşgörülü davranmıştır.

Hoşgörü, aile hayatında da vazgeçilmez bir unsurdur. Aile bireyleri, birbirlerine karşı sevgi ve saygı göstererek huzurlu bir ortam oluşturabilirler. Hz. Peygamber, eşleriyle olan ilişkilerinde hoşgörülü davranmış, onların hatalarını anlayışla karşılamıştır. Bu, aile içindeki huzurun temelini oluşturur.

Hz. Peygamber’in hoşgörüsü, sadece Müslümanlarla sınırlı kalmamış, diğer din mensuplarına da şefkatle yaklaşmıştır. Mekke’nin fethi sırasında Kureyşlilere, “Gidin, serbestsiniz.” diyerek büyük bir insanlık dersi vermiştir. Aynı şekilde, Necrân Hıristiyanlarının ibadetlerine de izin vermiştir. Bu, onun evrensel hoşgörüsünün bir yansımasıdır.

İslam’ın hoşgörü anlayışı, bireylerin ve toplumların barış içinde bir arada yaşamasını sağlar. Hoşgörü, sadece bireysel ilişkilerde değil, toplumsal barışın sağlanmasında da kritik bir rol oynar. Ancak hoşgörünün de sınırları vardır. Hoşgörü, haksızlığa, zulme ve iftiraya karşı gösterilmez. Bu tür davranışlar, toplumsal düzeni bozabilir. Dolayısıyla, hoşgörüde denge sağlamak önemlidir.

Sonuç olarak, hoşgörü, insanların birbirine sevgi ve anlayışla yaklaşmasını sağlayan önemli bir erdemdir. Farklılıkları zenginlik olarak görmek, hoşgörüyü besleyen bir yaklaşımdır. Günümüzde hoşgörüsüzlük, birçok sorunun temelini oluşturmakta ve hoşgörünün önemi her zamankinden daha fazla hissedilmektedir. Hoşgörü, insanlığın ilerlemesi ve medenileşmesi için vazgeçilmez bir unsurdur. Hz. Peygamber’in de dediği gibi, “Allah bir kavmin gelişmesini dilerse, onları hoşgörü ile rızıklandırır.”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu