Bağdat hükümeti Haşdi Şabi’yi kontrol edebilecek mi?
ABD’nin Irak’tan çekilmesi yaklaşırken Bağdat hükümeti, İran destekli Haşdi Şabi gruplarını silahsızlandırma ve devlet denetimine alma baskısıyla karşı karşıya.
ABD ile İran arasındaki görece çatışmasızlık döneminin eylül başında sona ermesi, bölgedeki gerilimi yeniden artırdı. Washington ve Tahran arasında karşılıklı saldırılar, misillemeler ve siyasi mesajlar sürerken, ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle İran destekli silahlı grupların silahsızlandırılması arasında doğrudan bir bağlantı kurulması yönündeki beklentiler de güçleniyor.
Bu tablo, Bağdat hükümeti üzerindeki baskıyı artırıyor. Washington’da, ABD askerlerinin ülkeden ayrılmasının Haşdi Şabi bünyesindeki grupların silahsızlandırılması süreciyle aynı döneme denk gelmesi gerektiği düşüncesi öne çıkıyor.
ABD’nin çekilmesi Bağdat’ın yükünü artırıyor
Irak Başbakanı Ali Zeydi, temmuz ayında Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, Bağdat’ın İran yanlısı Haşdi Şabi’yi silahsızlandırmak için çalışacağını açıkladı. Center for New American Security yardımcı araştırmacısı Hamzeh Hadad’a göre Trump ve Zeydi’nin süreci sürdürmesi, Washington’da bu konuda iki partili bir yaklaşım bulunduğuna ve Zeydi’nin de kararlılığını koruduğuna işaret ediyor.
King’s College London Savaş Çalışmaları Bölümü kıdemli araştırmacısı Dr. Inna Rudolf ise ABD’nin çekilmesinin, Bağdat’ın elindeki önemli baskı araçlarından birini ortadan kaldıracağını belirtiyor. Rudolf’a göre koalisyon güçlerinin varlığı, bazı grupların daha fazla özerklik istemesine gerekçe oluştururken, Washington açısından da değişim talep etmek için kullanılan bir araç niteliğindeydi.
ABD, diplomatik kanallar üzerinden Haşdi Şabi’nin silahsızlandırılması için Bağdat’a baskı yapmayı sürdürüyor. Trump yönetimi ayrıca yeni yaptırımlar ve gümrük tarifeleri uygulanabileceği ihtimalini de gündemde tutuyor.
Zeydi, 21 Eylül’de ABD ile üzerinde mutabık kalınan 30 Eylül tarihinin ötesine geçilmesini istedi. Bir gün sonra son tarihin 30 Haziran 2027’ye ertelendiği duyuruldu. Böylece Bağdat, olası Amerikan mali ve ekonomik yaptırımlarından kaçınarak silahlı gruplarla müzakereleri sürdürmek için dokuz aylık ek süre elde etti.
Hadad, Irak hükümetinin Washington’la kendi koşulları ve hedefleri konusunda daha açık bir diyalog kurması gerektiğini, ancak bunu ileride geri adım atılacağı izlenimi veren temennilerle değil, somut bir yaklaşımla yapmasının zorunlu olduğunu ifade ediyor.
Plan kapsamında Haşdi Şabi savaşçılarının dağıtılarak mevcut tugaylara yeniden yerleştirilmesi ve 2014’ten bu yana görev yapan yaşlı komutanların emekliye ayrılması öngörülüyor. Bu planın Ocak 2027’de uygulanması beklenirken, entegrasyon sürecini denetlemek amacıyla yeni bir müdürlük kurulması da gündemde.
Zeydi’nin silahsızlandırma politikası
Irak’ın yeni başbakanı, yolsuzlukla mücadele edebilen, güvenliği sağlayan ve uluslararası toplumla iş birliği içinde ekonomik kalkınmayı sürdüren bir hükümet görüntüsü oluşturmaya çalışıyor. Hadad’a göre kamu görevi deneyimi bulunmayan yeni bir siyasi aktör olarak Zeydi, iktidara gelişinde etkili olan ABD desteğini temel alarak devlet dışındaki silahlı yapıların tasfiyesi için bir takvim açıklama yoluna gitti.
Bağdat yönetimi şu anda Haşdi Şabi’nin ülkedeki etkisini sınırlamaya yönelik adımlar atıyor. Ağustos ortasında Irak güvenlik güçleri, Haşdi Şabi koalisyonunun başlıca İran destekli unsurlarından Nüceba Hareketi’ne mensup üst düzey bir komutanı gözaltına aldı.
Ancak Irak’taki devlet dışı silahlı grupların konumu konusunda Bağdat ile Washington arasında yaklaşım farkı bulunuyor. Iraklı araştırmacı ve analist Hiba Abdulwahhab, hükümet ile bu grupların siyasi, kurumsal ve ekonomik açıdan birbirine son derece bağlı olduğunu belirterek, aralarındaki ilişkinin kolayca sona erdirilemeyecek kadar karmaşık olduğunu vurguluyor.
Güvenlik ortamındaki belirsizlik
ABD ordusunun Patriot ve C-RAM sistemleri de dahil olmak üzere hava savunma unsurlarını Kürdistan Bölgesi’nden çekmesi bekleniyor. İran’la yaşanan çatışmalar sırasında ABD’ye ait önleme füzelerinin stoklarının azalması da güvenlik risklerinin büyümesine katkı sağladı.
Haşdi Şabi’nin önde gelen gruplarından Ketaib Hizbullah, Mart 2026’da Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki Camp Victory yerleşkesi üzerinde uçan bir FPV insansız hava aracını gösteren iki dakikalık bir video yayımladı. Görüntüler kısa sürede geniş kesimlere ulaştı. Söz konusu bölgede ABD ve NATO bağlantılı tesisler faaliyet göstermeyi sürdürüyordu.
Suudi yetkililer, 11 Eylül’de Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik saldırıda kullanılan insansız hava aracının Irak’tan fırlatıldığını bildirdi. Bağdat daha sonra saldırının Irak topraklarından düzenlendiğini doğruladı; İran sınırına yakın Meysan vilayetinden sorumlu bazı güvenlik yetkililerini görevden aldı ve bölgedeki sınır kapısını kapattı.
Buna karşın bazı Haşdi Şabi grupları, hükümetin taleplerine uyum gösterdiği görüntüsü vererek siyasi konumlarını güçlendirmeye çalıştı. Asaib Ehl el-Hak, yaz aylarında Haşdi Şabi koalisyonundan ayrıldığını ve silahlarını hükümete teslim ettiğini açıkladı. Seyyid eş-Şüheda Tugayları ile Nüceba Hareketi ise belirli şartlar karşılanmadan silah bırakmayacaklarını duyurdu.
Hadad, Zeydi’nin temel gerekçesinin, Amerikan kuvvetlerinin Irak’tan ayrılmasıyla silahlı grupların varlıklarını sürdürmek için öne sürebileceği mazeretlerin ortadan kalkacağı düşüncesine dayandığını belirtiyor. Rudolf da yabancı askerlerin varlığını silahlı direnişin gerekçesi olarak kullanan grupların, bu argümandan mahrum kalacağını ifade ediyor.
Silahsızlanma mı, yeniden yapılanma mı?
Iraklı liderler, Haşdi Şabi’nin devletin güvenlik yapısı içinde faaliyet göstermesini ve zamanla siyasi niteliğinin azaltılmasını savunuyor. Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam, mayıs ayında silahsızlanma sürecine başlayacağını ve devlet kurumlarına entegre olacağını açıkladı. Bu grup teknik olarak Haşdi Şabi’nin veya Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin parçası olmasa da karar, ülkedeki siyasi eğilime dair bir işaret olarak değerlendirildi.
Ancak uzmanlar, grupların bu süreci silahlarını tamamen teslim etmekten çok yeniden konumlanmak için kullanabileceği görüşünde. Abdulwahhab’a göre silahlar grupların kontrolündeki depolarda tutulabilir, bağlı birliklere aktarılabilir ya da gerçek anlamda hükümet komutası altına girmeden Haşdi Şabi’nin resmi yapısına dahil edilebilir.
Bu nedenle Irak’ı izleyen gözlemciler, Haşdi Şabi’nin yalnızca isim ve kurumsal yapı değişikliğine giderek silahlarını korumasından ve gayriresmi komuta zincirleriyle Tahran’la olan bağlantılarını sürdürmesinden endişe ediyor.
Abdulwahhab, takvimin ertelenmesinin Bağdat’ın siyasi ve güvenlik kurumlarına derin biçimde yerleşmiş gruplara karşı harekete geçme kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırdığını belirtiyor. Ona göre bu süre, hükümete kesin sonuç alması için güç kazandırmaktan ziyade İran yanlısı gruplara yeniden örgütlenme ve ağlarını koruma fırsatı sunabilir.
Bağdat’ın şimdiden somut adımlar atması gerektiğini belirten Abdulwahhab, aksi halde Haziran 2027’nin çözüm tarihi olmak yerine yeni bir ertelemenin başlangıcına dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Rudolf da somut teşvikler ve hesap verebilirlik mekanizmaları bulunmadığı sürece “entegrasyon” kavramının yalnızca idari bir yeniden markalaşma olarak kalacağını ifade ediyor.
Sonuçta Haşdi Şabi’nin geleceği, İran’dan sağlanan mali ve askeri desteğin devam edip etmeyeceğine ve Bağdat’ın silahlı gruplar üzerindeki otoritesini ne ölçüde tesis edebileceğine bağlı olacak. ABD’nin çekilmesinin ardından Bağdat hükümeti, bu karmaşık güvenlik ve siyaset denklemını büyük ölçüde kendi imkanlarıyla yönetmek zorunda kalacak.




