KKTC’de Sağlık Turizmi Kılıfında Etik Kriz: LGBT’lere Özel Çocuk Üretimi

KKTC’de sağlık turizmi adı altında LGBT bireylere özel çocuk üretimi, etik sorunları ve biyolojik karmaşaları beraberinde getiriyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, son yıllarda sağlık turizmi alanında yaşanan yasal boşluklardan faydalanarak, LGBT bireylerin taşıyıcı annelik yoluyla çocuk sahibi olmasına olanak tanıyan bir etik krizin merkezine dönüşmüştür. Milyarlarca dolarlık sağlık turizmi hizmetleri çerçevesinde yürütülen denetimsiz tüp bebek uygulamaları ve taşıyıcı annelik, “sipariş usulü” çocuk üretimini mümkün kılmaktadır. Bu durum, aile kurumunun biyolojik ve toplumsal anlamda yaşadığı felaketi gözler önüne sermektedir. Yasak olmasına rağmen cinsiyet seçimi ve göz rengi gibi unsurlara müdahale edilen bu süreç, ticari kaygılarla soy bağlarını hiçe saymakta, telafisi imkansız mağduriyetler ve kimlik karmaşaları yaratmaktadır. İngiltere’den gelen iki lezbiyenin, seçtikleri donörle hiçbir bağı olmayan ve birbirleriyle kardeş çıkmayan çocuklarla karşılaşması, “babasız” aile modellerinin ve denetimsiz tüp bebek merkezlerinin yol açtığı kaosun sadece görünür yüzünü ortaya koymaktadır.

KKTC’de sağlık turizmi adı altında yürütülen denetimsiz tüp bebek faaliyetleri, büyük bir biyolojik ve etik skandala sebep olmuştur. İngiltere’den gelen Beth ve Laura isimli iki lezbiyenin çocuk sahibi olma çabası, donör krizi ile sonuçlanmış ve bu durum, hem KKTC’deki yasal boşlukları hem de LGBT bireyler üzerinden oluşturulan “babasız” aile modelinin getirdiği kimlik karmaşasını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Aktifhaber Kıbrıs’ta yer alan habere göre, iki kadın kendi yumurtalarını kullanarak anonim bir sperm donörü ile çocuk sahibi olma girişiminde bulunmuş, ancak yıllar sonra yaptıkları DNA testi ile çocuklarının ne seçilen donörle ne de birbirleriyle herhangi bir bağı olduğunu öğrenmişlerdir. Ortaya çıkan durum, “aile” adı altında birleşmiş ancak biyolojik olarak birbirinden tamamen kopuk bireylerden oluşan karmaşık bir yapıyı gözler önüne sermektedir.

Bu skandal yalnızca bu vaka ile sınırlı kalmamış, benzer merkezlerde tedavi gören birçok kişinin DNA testi yaptırmaya başladığı ve yanlış donör vakalarının artacağı tahmin edilmektedir. KKTC’de giderek yaygınlaşan bu sistemin uzun vadede ciddi sorunlara yol açacağı ifade edilmektedir. Söz konusu klinik hakkında başlatılan soruşturma devam etmekte olup, KKTC yetkililerinin mevzuata aykırı işlem yapan bu merkezlere karşı nasıl bir yaptırım uygulayacağı ve denetimsizliğin yarattığı sorunlara karşı hangi düzenlemeleri hayata geçireceği merak konusudur.

Kuzey Kıbrıs, esnek donör yasaları ve denetim eksiklikleri nedeniyle tüp bebek merkezi haline gelmiştir. Yumurtaların ve sperm bağışlarının serbest olduğu bu ortam, gizlenen tehlikeleri ve maddi kazancın arkasındaki karanlık yüzü açığa çıkarmaktadır. Uzmanlar, bu tür operasyonların yalnızca ticari kaygılarla yürütüldüğünü vurgulamaktadır. Kayıtların şeffaf olmaması ve biyolojik materyallerin birbirine karıştırılması, adadaki sağlık sisteminin güvenilirliğini tehdit etmektedir.

Cyprus IVF Hospital, cinsel yönelim vurgusuyla LGBT bireylere kapılarını açarak etik tartışmaları beraberinde getiren bir uygulama başlatmıştır. Sperm ve embriyo bağışı yoluyla erkek figürünün tamamen dışlandığı ve babası belli olmayan çocukların lezbiyen birlikteliklerde büyümesine olanak tanıyan bu sistem, “ücretsiz danışmanlık” adı altında toplumsal yapıyı dönüştürmeyi hedeflemektedir. Taşıyıcı annelik ve donör sistemleri, biyolojik gerçekliği ve doğal aile yapısını ciddi şekilde zedelemektedir. Doğuş Tüp Bebek Merkezi’nin taşıyıcı anne programına dahil olabilecek çiftleri açıklarken “eşcinsel çiftler, sosyal nedenlerle doğum yapmak istemeyen kadınlar” gibi seçenekleri belirtmesi bunun en büyük kanıtıdır.

Sosyal nedenlerle veya farklı yönelimlerle çocuk sahibi olmak isteyenlerin başvurduğu bu yöntem, doğan bebeğin genetik mirasını ve aidiyet duygusunu göz ardı etmektedir. Biyolojik babası bir bankada kayıtlı koddan, taşıyıcı annesi ise yalnızca “kiralık bir hizmetten” ibaret olan bu sistem, insan onurunu ve nesil güvenliğini ticaretin ve ideolojilerin kurbanı haline getirmektedir.

Taşıyıcı annelikle dünyaya gelen çocukların anne sütü ile beslenmesi talebi ise maddi bir karşılığa bağlanmıştır. Anne sütü, tazminata bağlı bir seçenek olarak sunulmaktadır. Bu sistem, Ukrayna’daki taşıyıcı annelik merkezi BioTexCom Reproduction Center tarafından “Üç ebeveynden çocuk” programı adı altında pazarlanmaya devam etmektedir.

KKTC yasalarına göre tüp bebek tedavisi yalnızca evli (kadın-erkek) çiftlere yapılabilmektedir. Ancak birçok merkez bu yasağı delerek LGBT bireyler ve yasal olmayan yöntemlere kapı açmaktadır. “Sözde aile” kurma çabası, biyolojik gerçeklerin dışına çıkılmasına neden olmakta ve büyük bir kimlik krizini beraberinde getirmektedir. Babasız büyütülen, hatta öz kardeş olmadıkları sonradan anlaşılan çocukların gelecekte yaşayacağı psikolojik yıkım, bu tür “sipariş üzerine bebek” ticaretinin en ağır bedeli olarak görülmektedir.

2018 yılında ABD’nin Kentucky eyaletinde, rahim ağzı kanseri nedeniyle çocuk sahibi olamayan görümcesi için kendi yeğenini dünyaya getiren Hayley Bullimore, bu uygulamanın bir başka örneğini teşkil etmektedir. Üç çocuk annesi olan Hayley, dondurulan embriyoların nakledilmesiyle hamile kalmış ve bir kız bebek dünyaya getirerek kendi yeğenini doğurmuştur.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu