ABD ve İsrail’in Hastane Saldırısı: Bebekler Enkazdan Kurtarıldı
ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği hastane saldırısında yeni doğan bebekler enkazdan çıkarıldı. Saldırı, sivillere yönelik insanlık suçunu gözler önüne serdi.
ABD ve İsrail, Tahran’daki Gandhi Hastanesi’ne yönelik gerçekleştirdikleri hava saldırısıyla bir kez daha insanlık suçunu gündeme getirdi. Bu alçakça saldırı, sivil yaşam alanlarını hedef alarak emperyalizmin acımasız yüzünü gözler önüne serdi.
Saldırı sonrası hastanenin içindeki yoğun toz bulutları arasında, hayatta kalma mücadelesi veren iki yeni doğan bebek bulundu. Kuvözleri parçalanmış olan bu minik bedenler, İran Kızılayı’nın cesur ekipleri tarafından büyük bir özveriyle enkazdan kurtarılarak güvenli bölgelere tahliye edildi.
ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği bu saldırı, yalnızca mevcut yaşamları değil, gelecekteki nesillerin umutlarını da hedef aldı. Hastane bünyesindeki Tüp Bebek Merkezi’nin tamamen yok edilmesi, yüzlerce ailenin çocuk sahibi olma hayallerini da yerle bir etti. Bu katliam, masum sivillerin en temel haklarına ve sağlıklı bir gelecek kurma umutlarına yönelik alçakça bir saldırı niteliğindeydi.
İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Hossein Kermanpour, olayın dehşetini şu sözlerle dile getirdi: “Bu savaşta ihlal edilen insan haklarının kaydı kan ve utançla yazılacak. Hayatımda ilk kez, İran-Irak Savaşı’nda bile görmediğim bir duruma tanık oluyorum; hastalar kucaklarda taşınıyor, füzeler hastanenin yanında patlarken insanlar dumanların arasında kaçışıyor.” Bu ifadeler, ABD ve İsrail’in savaş suçlarının boyutunu gözler önüne seriyor.
Saldırılar yalnızca Gandhi Hastanesi ile sınırlı kalmadı. Tahran’daki Khatam al-Anbiya ve Motahari hastaneleri de doğrudan hedef alındı. Güneydeki Ahvaz kentinde bulunan Ebu Zer Hastanesi çevresine düzenlenen füze saldırıları sonucunda, yoğun bakımda bulunan hastalar dahil olmak üzere 21 hasta, 30 ambulansın katılımıyla zorlu bir operasyonla tahliye edilmek zorunda kaldı.
İran Parlamentosu Sağlık Komisyonu Üyesi Fatıma Muhammed Begi, “ABD-İsrail terör saldırılarında beş hastane ve sağlık merkezi hasar gördü veya tamamen yok edildi. Bu yasadışı saldırı, hastanelerin yıkılmasının yanı sıra çok sayıda öğrenci ve yerel sakinin de yaralanmasına neden oldu” diyerek saldırıların ciddiyetini vurguladı. Begi, daha fazla saldırı korkusuyla bazı sağlık merkezlerinin boşaltıldığını da sözlerine ekledi.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’in sivil altyapıya yönelik bu barbarca saldırılarını sert bir dille kınadı. Pezeşkiyan, “Sağlık tesislerine yapılan saldırılar, yaşamın kendisine yapılmıştır. Eğitim merkezlerine saldırılar ise bir ulusun geleceğini tehlikeye atmaktır” ifadelerini kullandı. Ayrıca, Hürmüzgan eyaletinde 171 kız çocuğunun katledildiği okul saldırısına atıfta bulunarak, “Hastaları ve çocukları hedef almak, insani ilkelerin açıkça ihlalidir” dedi.
Uluslararası toplumun sessizliği, bu vahşete ortak olma anlamına geliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Gandhi Hastanesi’nin vurulmasıyla ilgili “aşırı endişe” duyduğunu belirtse de, sorumluların yargılanması için bu açıklama yetersiz kalıyor. Ghebreyesus’un, “Sağlık tesisleri uluslararası insancıl hukuk tarafından korunmaktadır” sözleri, ABD ve İsrail’in bu hukuku sistematik olarak nasıl ihlal ettiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu saldırı, İsrail’in İran’a yönelik ilk sağlık tesisi saldırısı değil. Geçtiğimiz Haziran ayında da birçok hastane hedef alınmıştı. Cenevre Sözleşmeleri, ABD ve İsrail tarafından sürekli olarak ihlal edilmektedir. İşgalci İsrail rejiminin Gazze’de iki yıldır sürdürdüğü soykırımda hastaneler sistematik olarak yok edilmiş, görev başındaki doktorlar katledilmiştir. DSÖ verilerine göre, Gazze’deki hastanelerin %94’ü bu soykırım sırasında yerle bir edilmiştir. Bugün Tahran’da yaşananlar, aynı vahşetin İran’a da taşındığının bir kanıtıdır.




