Trump’ın Tek Seçeneği: Netanyahu’yu Tahtından İndirmek

Trump, Netanyahu’yu koltuğundan etmek zorunda kalabilir. Uzmanlar, ABD’nin İsrail ile ilişkilerini değerlendiriyor.

İran’ın Lübnan’a yönelik saldırılarının ardından İsrail’e karşı başlattığı 24 saatlik savaş, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında derinleşen görüş ayrılıklarını gündeme getirdi. Washington, bu durumla birlikte yeni bir yol ayrımına girdiği iddia ediliyor.

Al Jazeera’da yayımlanan bir analizde, “Oyun bitti ve Trump’ın Netanyahu’yu tahtından indirmekten başka çaresi kalmadı” ifadesi öne çıkıyor. Bu analizde, Trump’ın önündeki tek seçeneğin, Netanyahu’yu koltuğundan etmek ve anlaşma zemini oluşturmaya çalışmak olduğu savunuluyor.

İran Saldırısı ile Başlayan Yeni Denklem

Analizde, 7 Haziran 2026’da İran Devrim Muhafızları’nın Beyrut’un güney banliyölerine düzenlenen saldırıya karşılık olarak İsrail’in kuzeyindeki bazı bölgeleri hedef almasının, bölgedeki hassas dengeyi sarstığı vurgulanıyor. İran, bu saldırıyı daha önce oluşturulan caydırıcılık denkleminin ihlali olarak değerlendirdi. Bu denklem, İsrail’in Lübnan’daki sivil alanları hedef alması durumunda karşılık verilmesini öngörüyordu.

Trump’tan Netanyahu’ya: Gerilimi Tırmandırmayın

Al Jazeera, Trump’ın Netanyahu ile yaptığı görüşmede, gerilimin daha da büyümesini istemediğini ve İsrail Başbakanı’na kontrollü hareket etmesi yönünde mesaj verdiğini aktardı. Ancak Netanyahu’nun Beyrut’taki hedefe yönelik saldırı kararı, bu dengeyi bozarak Washington ile Tel Aviv arasında yeni görüş ayrılıklarını gündeme getirdi. ABD’nin saldırıdan önceden haberdar olduğu yönünde iddialar ortaya atılırken, Washington yönetimi daha sonra bu saldırıyı onaylamadığını açıkladı.

Baskı Artıyor

Analizde, Netanyahu’nun İran, Lübnan ve Gazze cephelerinde baskıyı artırarak daha uzun süreli bir çatışma ortamı sürdürmek istediği öne sürüldü. Bu durum, Trump ile Netanyahu arasındaki stratejik farklılıkları daha görünür hale getirirken, Trump’ın zaman zaman İsrail’e destek verirken, zaman zaman da ateşkes ve diplomatik çözüm için baskı yaptığı vurgulandı.

Washington’daki hesapların, İran’da rejim değişikliği hedefinin gerçekleşme ihtimalinin giderek zayıflaması nedeniyle değiştiği belirtiliyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve bunun küresel ekonomiye etkileri ise Trump’ın önündeki en büyük sorunlardan biri olarak kaydediliyor. Beyaz Saray üzerindeki baskının, ara seçimler, artan ekonomik sıkıntılar ve kamuoyu desteğindeki gerileme nedeniyle arttığı ifade ediliyor.

Trump’ın Tek Çaresi

Analizde, mevcut şartlar altında Trump’ın savaşı genişletmek yerine İran ve Lübnan’ı da kapsayan daha geniş bir uzlaşı arayışına yönelmek zorunda kaldığı öne sürüldü. Trump ile Netanyahu arasındaki son görüşmelerde yaşanan gerilimin de bu farklı yaklaşımın sonucu olduğu ifade ediliyor. Yazının değerlendirme bölümünde, Trump’ın önündeki temel tercihin Netanyahu’nun savaş stratejisini desteklemek ya da bölgesel bir anlaşma için baskıyı artırmak olduğu belirtiliyor. Trump’ın Netanyahu’yu kendi politikalarına boyun eğmeye zorlaması ya da savaşın daha da büyümesini önlemesi gerektiği vurgulanıyor.

İsrail, Trump’a Fatura Çıkartıyor

Uzmanlar, bölgede yaşanan son gelişmeleri ve olası senaryoları değerlendirirken, strateji ve güvenlik uzmanı İbrahim Keleş, ABD iç siyasetindeki baskıların Trump’ın bölge politikalarını yeniden değerlendirmesine neden olabileceğini ifade etti. Keleş, ABD’nin tarihsel olarak İsrail’e güçlü destek verdiğini ve Washington’un uzun yıllardır İsrail’in güvenliğini dış politikanın temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirtti.

Keleş, Trump’ın son dönemde İsrail politikaları nedeniyle içeride baskı altında olduğunu ve ABD kamuoyunda savaşın maliyetine ilişkin rahatsızlığın arttığını vurguladı. Kasım ayında yapılacak ara seçimlerin Beyaz Saray üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çeken Keleş, Trump’ın siyasi geleceği açısından kamuoyu desteğini koruması gerektiğini belirtti.

Netanyahu ile Trump’ın Hedefleri Aynı Değil

Keleş, iki lider arasında zaman zaman ciddi görüş ayrılıkları yaşandığını ve son dönemde medyaya yansıyan telefon görüşmelerinin bunun işareti olduğunu dile getirdi. Trump’ın son görüşmelerde Netanyahu’ya sert uyarılarda bulunduğu iddia ediliyor. Trump, kendisini ‘savaşları bitiren başkan’ olarak konumlandırmak isterken, Netanyahu daha agresif bir güvenlik politikası izliyor. Bu nedenle beklentileri örtüşmüyor.

Trump Dönemi ve İsrail-ABD İlişkileri

Keleş, ABD’nin İsrail’e yönelik politikalarının uzun yıllardır değişmediğini ve Washington’ın Tel Aviv’e güçlü bir koruma sağladığını belirtti. ABD’nin kurumsal yapısı ve dış politikasının İsrail’i sürekli gözettiğini vurguladı.

Ne Zaman ki Savaş Başladı…

Keleş, 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail-İran gerilimi öncesinde Epstein dosyalarının sık sık kamuoyuna yansıdığını, ancak savaşın başlamasıyla birlikte bu gündemin ortadan kalktığını vurguladı. Trump’ın İsrail etkisi altında olduğu ya da şantaja maruz kaldığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını aktaran Keleş, “Trump ne kadar ‘Kararlarımı kendim alıyorum’ dese de yaşananlar tam tersini destekliyor” dedi.

En Büyük Suç Ortağı ABD

Keleş, İsrail’in bölgedeki politikalarının ağır sonuçlar doğurduğunu belirterek, İsrail’in saldırgan tutumunun arkasında ABD’nin verdiği desteğin bulunduğunu ifade etti. Keleş, “İsrail’in bu yaptığı soykırımların, insanları açlıkla cezalandırmasının ve insanlık dışı eylemlerinin ilk sorumlusu İsrail olmakla birlikte en büyük suç ortağı Amerika Birleşik Devletleri” dedi.

İran, Güvenliği Sınırlarının Ötesinde Sağlamaya Çalışıyor

Keleş, İran’ın bölgesel stratejisinin vekil güçler üzerinden şekillendiğini ifade ederek, Tahran yönetiminin çatışmaları kendi sınırlarından uzak bölgelerde tutmaya çalıştığını belirtti. İran’ın Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler üzerinden oluşturduğu nüfuz alanının, Tahran’ın güvenlik mimarisinin önemli parçaları arasında yer aldığını vurguladı.

Ezberler Bozuldu

Keleş, 28 Şubat’ta başlayan savaşın bölgedeki güvenlik algısını kökten değiştirdiğini savunarak, Körfez ülkelerinin mevcut güvenlik anlayışlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldığını belirtti. Savaş sonrasında Körfez ülkeleri, ABD’nin güvenlik garantilerini yeniden sorgulamaya başladı.

Türkiye’nin de Yer Aldığı Yeni Bir Güvenlik Hattı Oluşabilir

Keleş, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yürütülen temasların, bölgede yeni bir güvenlik mimarisinin temelini oluşturabileceğini ifade etti. Bu yapıya ilerleyen dönemde başka ülkelerin de katılması mümkün olduğunu belirtti.

İsrail’in Daha Gaddar Liderleri Var

Keleş, Netanyahu’nun İsrail iç siyasetinde hâlâ güçlü bir konumda olduğunu belirterek, mevcut koalisyon ortaklarının Başbakan’dan daha sert politikalar savunduğunu ifade etti. Netanyahu’nun yerine gelecek isimlerin daha ılımlı olacağına dair bir işaret olmadığını vurguladı.

Keleş, “İsrail’in, Netanyahu’dan daha gaddar daha zalim daha ırkçı liderleri var. Bu nedenle liderler arasında kıyas yapmak zor. Ancak halkın da yaklaşımına bakmak lazım. İsrail’in şu an Gazze’de ve başka yerlerde yaptığı saldırganlık ve soykırıma, İsrail için halkın verdiği destek oranı yüzde 80. Bu çok anormal bir destek. İsrail halkı, İsrail seçmeni de bu soykırımı destekliyor” dedi.

Keleş, Netanyahu’nun iç siyasette sorun yaşamayacağı değerlendirmesinde bulunarak, Trump’ın artık “yeter” noktasına geldiğinin altını çizdi.

Kritik Soru: Yeni Savaş mı, Kırılgan Ateşkes mi?

Keleş, bölgedeki en belirleyici aktörün hâlâ ABD olduğunu ifade etti. Tarafların doğrudan çatışmayı sınırlamış durumda olduğunu belirten Keleş, yeni gerilim ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını ifade etti. Kalıcı istikrarın sağlanmasının Washington’un atacağı adımlara bağlı olduğunu savunarak, “ABD desteğini çekmediği sürece İsrail mevcut politikalarını sürdürmeye devam edecektir” dedi.

Yeni Bir Kriz Değil

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) uzmanı Oral Toğa, Trump ile Netanyahu arasında öne sürülen görüş ayrılığının yeni bir kriz olmadığını belirtti. Bu ayrışmanın daha çok yöntem ve tempo farkından kaynaklandığını ifade eden Toğa, iki lider arasındaki ayrışmanın gerçek olduğunu ancak stratejik seviyede bir ayrışmanın olmadığını belirtti.

Toğa, iki tarafın da İran’ı zayıflatma hedefinde birleştiğini, ancak yaklaşım farkının öne çıktığını ifade etti. Trump, ekonomik baskıyı azaltacak hızlı bir kapanış ararken, Netanyahu ise sürecin uzamasından yana bir tutum sergiliyor.

Meydan Okumaydı

Toğa, İsrail’in 7 Haziran’da Beyrut’u hedef aldığı saldırının Washington’ın geri çekilme çağrılarına rağmen yapılmasına ilişkin “açık bir meydan okuma” ifadesini kullandı. Ancak bu tür gerilimlerin bir kopuş anlamına gelmediğini söyledi.

Trump’ı Baskı Altına Alan Ekonomik Tablo

Toğa, ABD içindeki ekonomik tabloya dikkat çekerek, Trump’ın karar alma sürecinde ciddi bir baskı altında olduğunu belirtti. Yükselen petrol fiyatları, enflasyon ve stratejik petrol rezervinin hızla erimesi, Trump’ı anlaşmaya doğru itiyor.

Ancak Washington için asıl sorun, İran konusunda geri adım görüntüsü vermek. Bu nedenle Trump, tırmanışı sürdürmenin ekonomik bedeli ile geri adım atmış görünmenin siyasi bedeli arasında sıkışmış durumda.

Toğa, İran’ın Lübnan üzerinden verdiği karşılığın sınırlı olduğunu ve bu hamlenin dengeyi değiştirmekten çok mesaj niteliği taşıdığını ifade etti.

Toğa, Tahran’ın caydırıcılık stratejisine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Liderlik kademesinin tasfiyesi ve altyapının tahribinden sonra Tahran’ın caydırıcılığının aşındığını belirtti.

Netanyahu Üzerinde İç ve Dış Baskı

Netanyahu’nun iç siyasette sertleşmeye zorlandığını belirten Toğa, Trump baskısının da İsrail liderini sıkıştırdığını ifade etti. İç siyaset tarafında Netanyahu’nun tırmandırma tercihi koalisyon ihtiyaçlarıyla örtüşüyor. Trump’ın ateşkes baskısı ise bu alanı daraltıyor.

En Olası Senaryo: Kırılgan Ateşkes

Toğa, bölgedeki geleceğe ilişkin değerlendirmesinde en olası tablonun kontrollü bir istikrarsızlık olduğunu vurguladı. Kapsamlı bir anlaşmanın önünde nükleer dosya ve kuşatmanın sürmesini tercih eden odakların engel teşkil ettiğini belirtti. Topyekûn savaşın ise maliyetinin taşınamaz olduğunu ifade etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu