Orta Vadeli Program 2027-2029’da refah için kritik eşikler
Orta Vadeli Program 2027-2029, enflasyonun düşürülmesi, üretimin güçlendirilmesi ve sabit gelirlilerin refahının korunması için kritik hedefler içeriyor.
Dr. Yunus Emre Aydınbaş / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Türkiye’nin 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program 2027-2029, son üç yılda uygulanan makroekonomik dengelenme politikalarının yeni aşamasını ortaya koyuyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in değerlendirmesine göre, enflasyon henüz arzu edilen seviyeye inmiş değil. Buna karşın küresel enerji şokları ve jeopolitik risklere rağmen fiyat artışlarının kontrolden çıkmaması, ekonomi yönetimi açısından önemli bir kazanım olarak değerlendiriliyor.
Program kapsamında kamu yatırımlarının tasarrufa feda edilmediği vurgulanırken, kamu yatırımlarının millî gelire oranının sınırlı da olsa artırıldığı belirtiliyor. Tasarruf Genelgesi çerçevesindeki harcamaların bütçedeki payı, uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6’dan yüzde 2,9’a çekildi. Bakan Şimşek, bu düzenlemeler sayesinde cari fiyatlarla 484 milyar liralık tasarruf sağlandığını açıkladı. Böylece mali disiplin korunurken yatırımların sürdürülmesi hedefleniyor.
Enflasyonda hedef tek haneli oran
Orta Vadeli Program 2027-2029’un en önemli hedefi, tüketici enflasyonunu kademeli biçimde düşürmek. TÜFE yıllık artışının 2026 sonunda yüzde 28,4, 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirilmesi öngörülüyor. Buradaki amaç yalnızca fiyat artış hızını azaltmak değil, tek haneli enflasyonla birlikte kalıcı fiyat istikrarı oluşturmak.
Bu hedefe ulaşmak için para, maliye ve gelirler politikalarının eşgüdüm içinde yürütülmesi planlanıyor. Bunun yanı sıra üretim kapasitesinin artırılması, gıda, konut ve eğitim alanlarındaki yapısal baskıların hafifletilmesi, piyasalarda rekabetin güçlendirilmesi ve geçmiş enflasyona dayalı fiyatlama alışkanlığının kırılması amaçlanıyor. Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,51 olduğu dikkate alındığında, 2029 hedefi önemli bir mesafe alınmasını gerektiriyor. Ancak kritik soru, bu sonuca hangi ekonomik ve toplumsal maliyetle ulaşılacağı olacak.
Program, belirli bir faiz patikası açıklamak yerine Merkez Bankasının fiyat istikrarı sağlanıncaya kadar tüm araçlarını kullanacağını belirtiyor. Kredi büyümesinin enflasyonla uyumlu tutulması, üretim ve ihracata yönelik finansman koşullarının ise iyileştirilmesi öngörülüyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının uzun vadeli ortalama olan yüzde 6,3’ten yüzde 12’ye yükselmesi, reeskont kredi limitinin 17 kat artırılması ve KOBİ’lerin kredi payının yüzde 24,6’dan yüzde 27’ye çıkarılması, seçici kredi politikasının öne çıktığını gösteriyor.
Bu yaklaşımın kalıcı sonuç vermesi, kredilerin verimli yatırımlara yönlendirilmesine bağlı. Küresel faizlerin yüksek seyrettiği ve Avrupa Merkez Bankasının yeniden faiz artırdığı bir ortamda erken ve hızlı bir finansal gevşeme, döviz kuru ile fiyatlama davranışları üzerinden dezenflasyon sürecini riske atabilir.
Üretimde verimlilik ve yüksek katma değer arayışı
Orta Vadeli Program 2027-2029, büyümenin tüketim artışından ziyade verimlilik, yatırım, üretim kapasitesi ve rekabet gücü üzerinden şekillenmesini hedefliyor. Büyüme oranının 2026’da yüzde 3,3, 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 olması bekleniyor.
Sanayide yapay zekâ, yarı iletkenler, ileri malzemeler, robotik, biyoteknoloji ve enerji depolama gibi alanlarda araştırma ve geliştirmeden seri üretime uzanan bir ekosistem kurulması planlanıyor. KOBİ’ler için Kredi Garanti Mekanizmasının kapasitesinin artırılması, işletme sermayesi finansmanının genişletilmesi, reeskont kredilerinin sürdürülmesi ve Yatırım Taahhütlü Avans Kredilerinin güçlendirilmesi programın başlıca araçları arasında yer alıyor.
Ancak geçiş döneminin kolay olmayacağı görülüyor. Sanayi büyümesinin 2026’da yüzde 2,3’e gerilemesi beklenirken, sıkı finansal koşullar altında yatırım ve üretim kapasitesini artırmak önemli bir sınav oluşturacak. Seçici kredilerin düşük verimli işletmelerin borçlarını çevirmek yerine üretken yatırımlara yönelmesi gerekiyor. Kalıcı rekabet gücü, yalnızca ucuz finansmana değil, daha düşük birim maliyetle daha yüksek katma değer üretme becerisine dayanıyor.
Sabit gelirliler için belirleyici ölçüt reel gelir
Programın sabit gelirli kesime yönelik temel vaadi, enflasyonun düşmesiyle satın alma gücünün zaman içinde güçlenmesi. Gıda arz güvenliğinin artırılması, kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişim ve kiralık sosyal konut projesinin ülke geneline yaygınlaştırılması bu çerçevede öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor. Ayrıca çalışanlar ve işverenler arasındaki refah dengesini gözeten bir gelirler politikası izlenmesi amaçlanıyor.
Bununla birlikte, ücret ve maaşların satın alma gücünü koruyacak somut ve öngörülebilir bir mekanizmanın ortaya konulmaması programın en dikkat çekici eksikliklerinden biri. Enflasyonun 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 olarak gerçekleşmesi, fiyatların gerileyeceği anlamına gelmiyor; yalnızca daha yavaş artacağını gösteriyor. Bu üç yılın hedefleri birlikte değerlendirildiğinde kümülatif fiyat artışı yaklaşık yüzde 50’ye ulaşabilir. Gelir artışları bu seviyenin üzerinde gerçekleşmezse, enflasyon oranındaki düşüş tek başına hanehalkı refahını yükseltmeye yetmeyecek.
Genel çerçevede Orta Vadeli Program 2027-2029, mali disiplin, dezenflasyon, verimlilik ve teknoloji odaklı sanayiyi aynı politika ekseninde buluşturuyor. Ancak programın başarısını hedeflerin birbiriyle uyumu kadar uygulamadaki sıralama da belirleyecek. Öncelikle enflasyon beklentilerinin kalıcı biçimde kırılması, ardından finansman koşullarının üretken yatırımları destekleyecek şekilde normalleştirilmesi ve bu süreçte çalışanların reel gelirlerinin korunması gerekiyor. Asıl sınav, enflasyonu düşürürken üretimi artırmak ve sabit gelirli kesimin satın alma gücünü yeniden tesis etmek olacak.




