Müşriklerin Mucize Talepleri ve Kur’an’ın Delilliği
Müşriklerin mucize talepleri ve Kur’an’ın sunduğu deliller üzerine bir değerlendirme.
Müşrikler, “O, Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya!” diyerek Hz. Muhammed’e karşı çıkıyorlardı. Ancak daha önceki kitaplarda bulunan açık deliller onlara ulaşmadı mı?
Mekke’deki müşrikler, Hz. Peygamber’e, “Salih Peygamberlere verilen mucizeler gibi, bize de mucizeler gösterilsin!” diyerek itirazda bulunuyorlardı. Bu talebe karşılık olarak Allah Teala, “Önceki kitaplarda bulunan açık deliller onlara gelmedi mi?” diyerek yanıt vermektedir. Geçmişteki toplumlar da benzer mucizeler istemiş, ancak kendilerine gelen mucizelere iman etmedikleri için helak olmuşlardır. Eğer bu müşrikler de bekledikleri mucizeleri alırlarsa ve yine iman etmezlerse, aynı akıbetle karşılaşacaklardır. Bu durumdan ibret almalıdırlar.
Müşriklerin bu taleplerinin ardında, kibir, inat ve isteklerde bulunma arzusu yatmaktadır. Oysa Kur’an, kendisiyle yeterli bir mucize sunmaktadır. Çünkü Kur’an, peygamberlik mesajını geçmişle birleştirerek, önceki kutsal kitaplarda özetlenen konuları detaylı bir şekilde açıklamaktadır.
Kur’an, kendisinin büyük bir mucize olduğunu ortaya koymaktadır. Okuma yazma bilmeyen birinin sunmasına rağmen, önceki ilahi kitaplarda yer alan tüm öğretileri ve ilkeleri içermekte ve bu bilgileri o kadar açık bir şekilde sunmaktadır ki, sıradan bir insan bile bunları kolayca anlayabilir.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî, bu ayeti üç ana başlık altında ele almaktadır:
İlk olarak, inkârcıların inatçılığı ve mucize talepleri üzerinde durur. Râzî’ye göre, Mekke müşriklerinin “Bize bir mucize getirse ya!” demeleri, gerçek bir iman arayışından değil, Hz. Peygamber’i aciz bırakma çabasından kaynaklanmaktadır. Onlar, kendi isteklerine uygun mucizeler talep etmektedirler.
Râzî, Allah’ın bu tür isteklere cevap vermemesinin arkasında yatan ilahi hikmeti açıklamaktadır: Geçmiş toplumlar, istedikleri mucizeler geldikten sonra bile inkâr etmeye devam etmiş ve bu yüzden helak olmuşlardır. Allah, bu ümmete merhamet ederek, keyfi isteklerine kapı açmamıştır.
İkinci olarak, “Önceki sahifelerin beyyinesi” ifadesini Râzî, akli ve lügavi olarak birkaç şekilde izah etmektedir. En güçlü görüş, burada kastedilen “beyyine”nin bizzat Kur’an-ı Kerim olduğudur. Kur’an, ümmi bir peygambere inmiş olmasına rağmen, önceki peygamberlerin kitaplarında yer alan kıssaları ve dini hükümleri en doğru şekilde doğrulamaktadır. Ümmi birinin, geçmiş kitapların özünü bu kadar net açıklaması, Kur’an’ın en büyük mucize olduğunu kanıtlamaktadır.
Üçüncü olarak, Râzî, duyulara hitap eden mucizeler ile akla hitap eden ilmi mucizeleri karşılaştırmaktadır. Müşriklerin istediği mucizeler, geçici ve sadece o ana şahit olanları bağlayan mucizelerdir. Oysa Kur’an, geçmiş kitapların bir özeti ve kıyamete kadar sürecek akli ve ilmi bir mucizedir. Râzî’ye göre, elinde Kur’an gibi evrensel bir “beyyine” olan bir topluluğun, sıradan mucizeler peşinde koşması akılsızlıktır.
TEFSİRİ KEBİR




