Norman Finkelstein’ın Gazze kitabı tartışma yaratıyor
Norman Finkelstein, Gazze’deki soykırıma ilişkin yeni kitabında, İsrail’in saldırılarını mümkün kılan uluslararası aktörleri ve kurumları eleştiriyor.
James North’un Mondoweiss’te yayımlanan yazısına göre Norman Finkelstein’ın Gazze’nin Mezar Kazıcıları: Yüksek Makamlardaki Yolsuzluğa Dair Bir Araştırma başlıklı yeni kitabı, Gazze’deki soykırımın uluslararası boyutunu kapsamlı biçimde inceliyor. 409 sayfalık çalışma, İsrail’in saldırılarını gerçekleştiren unsurlardan ziyade, bu sürece izin veren ve onu siyasi olarak sürdüren etkili kişi ve kurumları mercek altına alıyor.
Yetmişli yaşlarındaki Finkelstein, Holokost’tan kurtulanların çocuğu olarak yaklaşık yarım yüzyıldır İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarını araştırıyor. Çoğunluğu İsrail-Filistin meselesine ayrılmış 17 kitabı bulunan yazar, eleştirel çalışmaları nedeniyle akademik kariyerinde ciddi bedeller ödedi. North’un değerlendirmesine göre Finkelstein, ayrıntılara dayalı akademik yaklaşımını bu kitabında da sürdürüyor; eser, çok sayıda kaynak ve kapsamlı belgeyle destekleniyor.
Finkelstein kitabının girişinde, kamu güvenini temsil eden makamlardaki kişilerin açgözlülük, yolsuzluk, korkaklık ve kariyer hesapları nedeniyle suça ortak olduklarını savunuyor. Çalışmasının temel amacını ise bu kişilere, eylemlerinin ve kararlarının izlenmekte olduğunu hatırlatmak şeklinde açıklıyor.
7 Ekim sonrası anlatılar ve uluslararası kurumlar
Kitapta dört ayrı vaka incelemesi üzerinden bu tez geliştiriliyor. İlk bölüm, Hamas’ın 7 Ekim 2023’ten itibaren sistematik tecavüzü bir savaş aracı olarak kullandığı yönündeki iddialara ayrılmış. Finkelstein, New York Times’ta yayımlanan “Screams Without Words” başlıklı haber ile Sheryl Sandberg’in sunduğu ve YouTube’da geniş izleyiciye ulaşan “Screams Before Silence” belgeselini 52 sayfa boyunca inceliyor.
Finkelstein, 7 Ekim sırasında Filistinli silahlı gruplar tarafından sivillerin öldürülmesi ve rehin alınması gibi savaş suçlarının işlendiğini reddetmiyor. Ancak sistematik tecavüz iddialarının, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki imajını korumaya yönelik propaganda faaliyetlerinin parçası olarak üretildiğini ileri sürüyor. Ona göre İsrail’in bu tür kampanyalardaki asıl hedefi ABD kamuoyu. Yazar, söz konusu iddialar geri çekilseydi Amerikan toplumunda İsrail’in Gazze’deki eylemlerine yönelik tepkinin daha hızlı güçlenebileceğini savunuyor.
Finkelstein’ın eleştirdiği ikinci kurum Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi. Konsey, Mayıs 2021’de Navi Pillay başkanlığında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu kurmuştu. Yazar, 7 Ekim sonrasında komisyonun bulgularını ayrıntılı biçimde değerlendirerek İsrail’in suçlarının gerektiği kadar açık ortaya konulmadığı sonucuna varıyor. Bu yaklaşımı, Uluslararası Af Örgütü’nün İsrail’in soykırım işlediğini belirten değerlendirmesiyle karşılaştırıyor.
Üçüncü vaka çalışması Uluslararası Adalet Divanı’na ilişkin. Güney Afrika’nın İsrail aleyhine başvurusunun ardından Divan, Ocak 2024’te İsrail’in Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmiş olabileceğine hükmederek geçici tedbirler aldı. Oy hakkına sahip 17 yargıçtan yalnızca Uganda’dan Julia Sebutinde kararın tamamına karşı çıktı.
Finkelstein, Sebutinde’nin karşı oyunu ve hukuki gerekçelerini ayrıntılı biçimde inceliyor. Yazar, görüşün önemli bölümlerinin İsrail yanlısı kaynaklardan açıkça alındığını iddia ediyor ve bu durumun yargıcın baskı altında olup olmadığına ilişkin soru işaretleri doğurduğunu öne sürüyor. Bu iddiasını, karşı oy metninden alıntılarla birlikte benzerlik gösterdiğini söylediği kaynakları sıraladığı 48 sayfalık bir ekle destekliyor.
North’a göre bu inceleme ilk bakışta orantısız görünebilir. Ancak Finkelstein’ın asıl itirazı, İsrail ve destekçilerinin uluslararası yargı sürecini dahi etkilemeye çalıştığı düşüncesine dayanıyor. Yazar, doğrudan İsrail ordusuna veya Netanyahu hükümetine yönelmek yerine, kitlesel ölümler karşısında siyasi ve kurumsal koruma sağlayan küresel aktörleri sorumluluk alanının merkezine yerleştiriyor.
Kitaptaki son iddia ise Divan’ın eski başkanı Joan Donoghue’nun Nisan 2024’te BBC’ye verdiği röportaja odaklanıyor. Donoghue, görevinden ayrılmasının ardından yaptığı açıklamalarda Divan’ın önceki kararlarına ilişkin yorumlarda bulundu. Finkelstein, İsrail yanlısı medyanın bu sözleri Mahkeme’nin soykırım ihtimaline dair tespitini zayıflatmak amacıyla kullandığını savunuyor. Yazar ayrıca röportajdaki ifadelerin Divan’ın kararlarıyla çeliştiğini ve kamuoyunu yanıltıcı nitelik taşıdığını ileri sürüyor.
“Yüksek mevkilerdeki suç ortakları hesap vermeli”
Kitap, Benjamin Netanyahu, İsrail’in askeri yöneticileri veya saldırılara katılan pilotlar hakkında yeni bir iddianame sunmuyor. Aynı şekilde dönemin ABD Başkanı Joe Biden, eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan da eserin temel hedefleri arasında yer almıyor. Finkelstein’ın odağında, bu aktörlerin hesap vermekten kaçmasına imkân tanıdığı öne sürülen uluslararası siyasi ve kurumsal yapı bulunuyor.
Finkelstein, kitabın sonsözünde çalışmayı yalanları açığa çıkarmak ve gerçeği yeniden görünür kılmak amacıyla kaleme aldığını belirtiyor. Eserin Gazze’de yaşamını yitirenleri geri getiremeyeceğini kabul eden yazar, buna rağmen yaşayanlar için sorumluluk talebinin geçerliliğini koruduğunu vurguluyor. Finkelstein’a göre yalnızca İsrail’deki doğrudan failler değil, yüksek makamlarda bulunan ve soykırıma ortak olduğu ileri sürülen kişiler de hesap vermeli.




