Uyuşturucu Bahane, Petrol Gerçek Hedef!

Uyuşturucu ile mücadele bahanesi altında petrol zenginliklerine el koyma çabaları dikkat çekiyor.

Son yıllarda sıkça gündeme gelen büyük yalanların ardında yatan kelimeler değişmiyor: güvenlik, demokrasi, düzen ve istikrar. Ancak bu kelimelere şimdi bir yenisi eklendi: “uyuşturucuyla mücadele”. ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz günlerde ülkenin önde gelen petrol şirketlerinin CEO’larını bir araya getirerek, Venezuela’nın petrol kaynaklarını nasıl ele geçireceklerini tartıştı. Bu durum, sıradan bir diplomatik görüşmenin ötesinde, bir devletin başka bir devletin doğal kaynaklarını hukuksuz bir şekilde pazarlık konusu yaptığı bir güç gösterisi olarak değerlendiriliyor.

Devlet otoritesiyle şirket çıkarlarının bu denli iç içe geçmiş olması, emperyalist bir yaklaşımın açık bir itirafıdır. Artık herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var: Uyuşturucu bahane, demokrasi masal, asıl hedef ise petrol. Bu durum, modern çağın en bariz kaynak gasbı olarak karşımıza çıkıyor. Maskeler düşmüş, sahne aydınlanmış ve suç mahalli belirgin hale gelmiştir.

Trump ve onun arkasındaki küresel güçler, askeri, endüstriyel ve petrol odaklı bir stratejiyle, hak ile gücü birbirine karıştırıyorlar. Nükleer silahlar, uçak gemileri, yaptırımlar ve finansal ağlar, onların gözünde sadece başka bir ülkenin yeraltı zenginliklerine ulaşmak için kullanılan araçlardır. Bu yaklaşım, uluslararası hukukun tanıdığı hiçbir meşru yetkiye dayanmayan, güç kullanımını hak üretme aracı olarak gören bir emperyal zihniyetin yansımasıdır. Bu durum, modern zamanların Deli Dumrul düzenine benzemektedir; “Köprü benim, geçenden bin, geçmeyenden yüz bin!” anlayışıyla hareket edilmektedir.

Bir ülkenin liderini zorla devirmek, kaçırmak veya tutuklamak ve ardından o ülkenin petrol sahalarını yabancı şirketlere açmak, açık bir hukuksuzluk örneğidir. Bu durum, devlet egemenliğinin ihlal edilmesi, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın çiğnenmesi ve halkların doğal kaynaklar üzerindeki kalıcı egemenlik haklarının gasp edilmesi anlamına gelir. Bu tür toplantılar, yalnızca hukukun ihlalini değil, aynı zamanda hukukun güçlüler için askıya alındığını da ilan eder. BM şartı, doğrudan saldırıları, rejim değişikliğini hedefleyen askeri operasyonları, ekonomik yaptırımlarla devletin işlevsizleştirilmesini ve kaynaklara erişimi kolaylaştıracak siyasi dizaynları yasaklamaktadır. Ancak ABD, BM’nin yasakladığı bu yöntemleri Venezuela’da açık bir şekilde uygulamıştır.

Bir halk açlık, ambargo ve kaos içinde mücadele ederken, onun yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koymak ve bunu “yatırım fırsatı” olarak pazarlamak ahlaki bir çöküşü temsil eder. Petrol uğruna insan hayatının ve bir ulusun geleceğinin hiçe sayılması kabul edilemez. Büyük petrol şirketleri, yalnızca iş yapan aktörler değil, aynı zamanda bu gasbın bilinçli ve istekli ortaklarıdır. Askeri müdahalenin ardından petrol sahalarına koşanlar ve ambargolarla aç bırakılan halkların zenginliklerini paylaşanlar, bu düzenin doğrudan bir parçasıdır. Kâr için susanlar, kâr için alkışlayanlar ve kâr için işgali normalleştirenler, tarih tarafından asla unutulmayacaktır.

Bu düzenin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Dünyanın 8-9 milyar insanının gözlerinin içine baka baka “Gücüm var, alırım” demek, yalnızca Venezuela’yı değil, tüm insanlığı tehdit etmektedir. Bugün Venezuela, dün Irak, yarın başka bir ülke olabilir. Ancak gerçek değişmez: Haksız mülkiyet ve aleni gasp uğruna yapılan her işgal, bir gün meşruiyetini kaybeder. Bu yol daha fazla kaos, daha fazla öfke ve daha büyük felaketlere kapı aralar. Sonuçta, hiçbir imparatorluk, zorla ele geçirdiği ganimetlerin ağırlığı altında ayakta kalamaz. Uyuşturucu bahane olabilir, demokrasi maske olabilir, ama gerçek artık saklanamaz: bu bir gasbtır, bu bir işgaldir, bu bir zulümdür. Zulüm, gasp ve adaletsizlik ne kadar büyük olursa olsun, asla sonsuza dek ayakta kalamaz. Er ya da geç tarih, zalimlerin müstehakını bulmasını sağlayacaktır.

Erol KAVUNCU

YAZARIMIZ “EROL KAVUNCU”NUN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA “TIKLAYINIZ”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu