Suriye Devrimi’nin İlk Yılı: Şam-Tahran İlişkilerinde Dönüşüm

Suriye Devrimi’nin ilk yılında Şam-Tahran ilişkilerinde yaşanan değişimler ve İran’ın stratejik kayıpları inceleniyor.

Oral Toğa – İRAM (İran Araştırmalar Merkezi)

İran için Suriye, artık kaybedilmiş bir cephe olarak değerlendiriliyor. 8 Aralık 2024’te Esed rejiminin ani çöküşü, İran’ın uzun yıllardır sürdürdüğü “ileri savunma” stratejisini zayıflatmış ve Tahran’da büyük bir stratejik şok yaratmıştır. Bu durum, iç hesaplaşmaların da fitilini ateşlemiştir.

Yeni Suriye yönetimi, Ahmed eş-Şara liderliğinde, İran ekseninden hızla uzaklaşarak Batı ve Arap dünyasıyla normalleşme çabalarına yönelmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Beyaz Saray ve Moskova ile yapılan temaslar, Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden entegre edilmesine odaklanmıştır. Tahran’dan Lübnan’a uzanan ikmal hattının kopması ve Hizbullah’ın destek kapasitesinin daralması, İran’ın stratejik caydırıcılığını zayıflatmış ve bu durum, İran’ı daha önce hiç olmadığı kadar savunma pozisyonuna itmiştir.

Türkiye, Körfez ülkeleri ve Batılı şirketler, Suriye’nin yeniden inşasında belirleyici aktörler haline gelirken, yeni yönetim Esed dönemine ait borçları reddetmiş ve İran projelerini iptal etmiştir. Bu gelişmeler, İran’ın milyarlarca dolarlık yatırımlarının kaybedilmesine yol açarak, siyasi ve ekonomik bir batık maliyet yaratmıştır.

Suriye’nin kaybı, İran içindeki rejim söylemi ile toplumsal algı arasındaki uçurumu açmış, Esed rejimine verilen desteğin sonuçları, “İran’ın bölgesel güçten sıradan bir devlete gerilemesi” ve “ileri savunma doktrininin çöküşü” gibi sert tartışmalara neden olmuştur. Yeni yönetim, ulusal egemenliği güçlendirmek, yabancı askeri varlığı sonlandırmak ve yeniden inşa için Batı ve Körfez sermayesine yönelmek amacıyla İran ile stratejik mesafeyi kurumsallaştırmıştır.

Aralık 2024 ile Aralık 2025 arasındaki süreç, İran-Suriye stratejik ortaklığının fiilen sona erdiği bir dönem olmuştur. Suriye, İran’ın etki alanından çıkarak yeni bir dış politika rotasına yönelmiştir. Bu durum, bölgesel güç dengelerinde kalıcı bir değişime yol açmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye ile olan stratejik ittifakı, yıllar boyunca Tahran’ın bölgesel güvenlik mimarisinin en önemli parçalarından birini oluşturmuştur. Ancak Esed rejiminin çöküşü, İran’ın Ortadoğu’daki stratejisini derinden sarsan bir jeopolitik kırılma olarak değerlendirilmiştir. Tahran’daki ilk tepkiler, büyük bir stratejik yenilgi hissi olarak ortaya çıkmıştır. Esed’in düşüşü, İran tarafından “düşmanların” tertiplediği bir komplo olarak yorumlanmış ve bu durum, rejimin en üst kademelerinde yoğun bir iç muhasebe sürecini başlatmıştır.

Esed rejiminin çöküşü, İran’ın sahadaki varlığının kaotik bir şekilde tasfiye edilmesine neden olmuş ve Tahran’ı olası saldırılara karşı hazırlıkları hızlandırmaya sevk etmiştir. 2025 yılının ilk yarısı, bu hazırlıklarla geçmiştir. Diplomatik alanda olası çatışmaları önleyecek müzakereler aranırken, askeri tatbikatlar yoğunlaştırılmıştır.

İran’ın Suriye’den çekilme süreci, stratejik bir geri çekilme olmaktan çok ani bir kaçış olarak yorumlanmıştır. Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve diplomatik personelin sahadan hızla çekilmesi, Tahran’ın kontrolü kaybettiğini gösteren bir süreç haline gelmiştir. DMO’nun Suriye’den çıkışı, sahadaki operasyonel varlığın tamamen tasfiye edilmesi anlamına gelmektedir.

Esed rejiminin çöküşünden hemen önce ve sonrasında İran’ın Suriye’den çekilme tarzı, stratejik bir geri çekilme görüntüsü vermemiştir. 5 Aralık 2024’te Şam’daki bir DMO karargahında görev yapan bir İranlı komutanın, Suriyeli subaylara “Bugünden itibaren Suriye’de Devrim Muhafızları olmayacak. Gidiyoruz” demesi, İran’ın sahadaki ağını kapattığını gösteren açık bir işarettir.

5 Aralık akşamında İran Büyükelçiliği’nin tamamen boşaltılmasıyla, diplomatik personel ve üst düzey DMO subayları Lübnan sınırına yönelmiştir. Bu süreçte, Suriye-Lübnan geçiş noktalarında uzun araç kuyrukları oluşmuş ve geçişler ciddi şekilde yavaşlamıştır. 6 Aralık itibarıyla İran Büyükelçiliği ve Şam genelindeki güvenlik noktalarının tamamen boşaltıldığı tespit edilmiştir.

Esed rejimi döneminde uluslararası izolasyona mahkûm olan Suriye, yeni geçiş hükümeti ile diplomatik yeniden hizalanma sürecine girmiştir. Ahmed eş-Şara liderliğindeki hükümet, eski ittifak ağlarından hızla uzaklaşarak Suriye’yi yeniden uluslararası topluma entegre etmeyi hedeflemiştir. 2025 yılı boyunca atılan diplomatik adımlar, Şam’ın yeni dış politika mimarisinin temelini oluşturmuştur.

Şam yönetimi, Batı ve Arap dünyasıyla ilişkilerin normalleşmesine öncelik vermiştir. 2025 Eylül’ünde Başkan eş-Şara’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap etmesi, Suriye’nin uluslararası diplomatik platforma dönüşünün kritik bir başlangıcı olmuştur. Bu adımı, Kasım 2025’te gerçekleşen Beyaz Saray ziyareti takip etmiştir. Bu ziyaret, Suriye’nin yeniden inşası ve güvenlik iş birliği konularında yeni bir çerçeve oluşturmuştur.

Şam’ın bu yapıcı adımları, ABD ve Avrupa Birliği’nin Suriye’nin uluslararası toplumla yeniden bütünleşme iradesini desteklemek amacıyla yaptırım mekanizmalarını askıya almasıyla karşılık bulmuştur. Bu durum, Suriye’ye yönelik insani yardım ve yatırım akışının önünü açarak geçiş hükümetine önemli bir ekonomik manevra alanı sağlamıştır.

2025 Ekim’inde eş-Şara’nın Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşme, Suriye-Rusya ilişkilerinin yeniden tanımlanmasına yönelik bir adım olmuştur. Şam, Moskova ile ilişkilerini sürdürürken, Rusya’nın Suriye’deki kalıcı askeri etkisini dengeleyici bir unsur olarak kullanmayı hedeflemiştir.

Bu diplomatik konumlanma, Suriye’nin uluslararası arenada meşruiyetini yeniden tesis ederken, İran’ın bölgesel çekilme sürecinin derinleşmesine yol açmıştır. Böylece Şam ile Tahran arasındaki tarihsel ittifak çözülmüş ve iki ülkenin dış politikada zıt yönlerde ilerlediği bir tablo ortaya çıkmıştır.

İran’ın “ileri savunma” doktrininin merkezinde yer alan kara lojistik koridoru, Suriye’nin çöküşüyle işlevsiz hale gelmiştir. Hizbullah lideri Naim Kasım, Suriye üzerinden tedarik yollarının kaybedildiğini belirtmiştir. Bu durum, İran’ın bölgesel güvenlik mimarisinin temel direklerinden birinin yıkılması anlamına gelmektedir.

İran’ın on yıllardır uyguladığı “ileri savunma” stratejisi, çatışmayı kendi sınırlarından uzakta karşılamaya dayanıyordu. Esed’in düşüşü, bu stratejiye en büyük darbeyi vurmuştur. Suriye’nin kaybı, İran’ın İsrail’e karşı birincil cephesini kapatmış ve Tahran’ın bölgesel nüfuz projeksiyonunu sarsmıştır.

Ekonomik açıdan, Suriye’nin yeniden inşası ile İran’ın geri çekilişi arasında belirgin bir ayrışma yaşanmıştır. Suriye, uluslararası sisteme yeniden entegre olma sürecine girmiştir. Buna karşın İran, artan dış baskılar ve iç yapısal kırılmalar nedeniyle ciddi bir ekonomik daralma yaşamaktadır.

Esed rejiminin devrilmesinin ardından İran’ın Suriye’deki ekonomik varlığı çökmüştür. Yeni hükümet, Esed döneminde biriken borçları “diktatörlüğün borçları” olarak nitelendirerek tanımadığını ilan etmiştir. Bu durum, İran’ın Suriye üzerindeki ekonomik etkisini tamamen ortadan kaldırmıştır.

Yeni yönetim, İran’ın stratejik yatırımlarını askıya almış veya iptal etmiştir. Siyasi ilişkilerin dondurulması, İranlı mühendislerin ayrılmasına yol açmış ve ortaya çıkan ekonomik boşluk hızla Türkiye, Körfez ülkeleri ve Batılı şirketler tarafından doldurulmaya başlanmıştır.

ABD yönetimi, Sezar Yasası kapsamındaki yaptırımları yeni Şam hükümeti için askıya almış, ancak İran ve Rusya ile yapılan işlemleri dışarıda bırakmıştır. Bu durum, Tahran’ın Suriye ekonomisine yeniden nüfuz etme imkânlarını kapatmıştır.

İran ekonomisi, tarihinin en ağır krizlerinden birine sürüklenmiştir. İran riyali dolar karşısında değer kaybetmiş, halkın alım gücü çökerek geniş çaplı protestoları tetiklemiştir. Yeniden uygulamaya konan yaptırımlar, kötü yönetim ve yolsuzluk, ekonomik daralmayı derinleştirmiştir.

Suriye’nin kaybı, İran’da iç siyasi söylemde önemli bir kırılma yaratmıştır. Rejim söylemi ile toplumsal algı arasındaki mesafe açılmıştır. Devrim Rehberi Ali Hamenei, Esed rejiminin devrilmesini “Amerikan-Siyonist ortak planı” olarak sunarken, eleştiriler de artmıştır. Tahran Üniversitesi’nden İbrahim Muttaki, İran’ın “bölgesel bir güçten sıradan bir devlete indirgendiklerini” belirtmiştir.

İran’daki tartışmalar, ülkenin askerî ve jeopolitik kayıplarının doğrudan uzantısıdır. Devlet medyası, yaşanan çatışmaları “stratejik zafer” olarak sunmaya çalışsa da toplumun yarısı İran’ın başarısız olduğuna inanmaktadır. Bu durum, Devrim Muhafızları’nın üst düzey isimleri tarafından da “çok ağır bir yenilgi” olarak tanımlanmıştır.

Yeni Suriye yönetimi, dikkatini iç konsolidasyona yöneltmiştir. Öncelikli hedefleri arasında ulusal egemenliği güçlendirmek ve yabancı askeri varlıkları sonlandırmak yer almaktadır. Dış politikada ise İran’dan uzaklaşan bir yönelim gözlemlenmektedir.

2025 yılı boyunca Suriye, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni hükümete karşı çeşitli isyanlara sahne olmuştur. İran, bu isyanları “stratejik bir fırsat” olarak değerlendirmiştir. Ancak yerel halkın savaşma isteksizliği ve finanse edilen grupların başarısızlığı, İran’ın stratejisinin etkisiz olduğunu göstermiştir.

Sonuç olarak, 2024 ile 2025 yılları arasındaki süreç, İran-Suriye ilişkilerinde önemli bir kırılma yaratmış ve stratejik ortaklığın sona ermesine yol açmıştır. İran için Suriye, artık kaybedilmiş bir cephe olarak görülmektedir. Bu durum, İran’ın bölgesel politikasını daha savunmacı bir hale getirmiştir.

Gelecekte, İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etme ihtimali tamamen dışlanmamaktadır. Ancak mevcut koşullar, Suriye’nin Batı ve Körfez ülkeleriyle daha uyumlu bir yönelim izlediğini göstermektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu