Hürmüz Boğazı’ndaki Kriz ve Küresel Ekonomiye Etkileri
Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, küresel enerji piyasalarını etkileyerek ciddi ekonomik sonuçlar doğuruyor.
Ahmet Varol, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ile birlikte hızlı zafer beklentilerinin tersine döndüğünü ve bu durumun geniş çaplı sonuçlar doğurduğunu belirtiyor. ABD’nin başkanı, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatabileceği ihtimalini göz ardı etmiş olabilir. Bu durumu değerlendirdiğimizde, bu düşüncenin altında yatan üç ana sebep öne çıkıyor. İlk olarak, İran’a yönelik ani ve şiddetli bir saldırı sonrası, ülkenin askeri gücünün hızla zayıflatılacağı düşüncesi var. İkinci olarak, Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıkların bölgedeki diğer ülkelere ve dünya piyasalarına zarar vereceği, bu nedenle bu ülkelerin İran’a karşı müdahale edeceği öngörülüyor. Üçüncü olarak ise, uluslararası hukukun, İran’ın deniz trafiğini engellemek için yeterli dayanağı sağlamadığı düşünülüyor.
Ancak, ABD ve müttefiklerinin bu konudaki beklentileri gerçekleşmedi. İran’a yönelik ani bir saldırı gerçekleştirildikten sonra, saldırgan taraf uluslararası hukuku hiçe sayarak İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tutumunu güçlendirmesine neden oldu. Hem bölge ülkeleri hem de diğer küresel güçler, savaşın büyümesi riskini gözeterek ABD ve müttefiklerinin tuzağına düşmekten kaçındı. Bu nedenle, İran Hürmüz Boğazı konusunda daha kararlı ve rahat bir tutum sergileme fırsatı buldu.
Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin tehlikeli hale gelmesi, dünya enerji piyasalarında ciddi bir daralmaya yol açtı ve bu durum petrol ile doğal gaz fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Enerji sektöründe bazı yeni alternatifler geliştirilse de, bu iki kaynak hala sektörü besleyen temel unsurlar olarak önemini koruyor.
Petrol fiyatlarındaki artış, doğal olarak ekonominin birçok alanını etkileyecek ve küresel ölçekte bir enflasyon dalgası yaratacaktır. Hürmüz Boğazı’ndaki geçişleri tehlikeye atan bir savaşın uzun sürmesi, dünya piyasalarının bu duruma dayanamayacağı anlamına geliyor. Koronavirüs pandemisinin neden olduğu ekonomik çöküşün ardından, bu tür bir savaşın birkaç ay içinde benzer bir çöküşe yol açabileceği öne sürülüyor.
Öte yandan, siyonist işgal rejimi, kayıplarını gizlemek için katı bir sansür uyguluyor. Ancak, İran’ın işgal rejimine yönelik saldırıları önemli kayıplara yol açıyor. İran, bu saldırılarda öncelikle işgal rejimi ve ABD’nin çevre ülkelerdeki üslerinin radarlarını hedef alıyor. Radarların zarar görmesi, savunma sistemlerinin etkinliğini azaltıyor ve bu durum, atılan füzelerin havada imha edilme ihtimalini düşürüyor.
Siyonist toplum, sürekli devam eden saldırı tehditleri nedeniyle normal yaşamlarını sürdürmekte zorlanıyor ve bu durum, hem ekonomik hem de psikolojik açıdan ciddi sıkıntılara yol açıyor. ABD’de ise, bu savaşın tamamen İsrail’in çıkarları doğrultusunda başlatıldığına dair söylemler artış gösteriyor. Trump’ın yakın çevresinden birinin bu nedenle istifa ettiği haberleri gündeme geldi. Bu tür söylemlerin yayılması, ABD başkanının siyasi itibarını sarsarken, yaklaşan seçimlerle ilgili endişelerini de artırıyor. Başkanın, İran’daki siyasi otoriteyi hızla çökertip kontrolü ele almayı ve bunu seçimlerde değerlendirmeyi umduğu düşünülüyor.




