Trump’ın İran’a Yönelik Abluka Stratejisi ve Yanlış Hesaplamalar
Trump’ın İran’a yönelik ablukası, diplomatik yolları karmaşıklaştırdı ve beklenmedik sonuçlara yol açtı.
Washington’un Tahran’ı zayıflatacak bir ‘sihirli mermi’ arayışı, bir anlaşmanın sağlanmasını neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Donald Trump, Foundation for Defense of Democracies (FDD) adlı savaş yanlısı grubun tavsiyelerine uyarak, zaferin eşiğinden yenilgiye sürüklendi. Önceden belirttiğim gibi, mevcut ateşkes durumu, İran’dan ziyade ABD’nin lehine bir denge oluşturuyordu. Trump, maliyetli bir savaştan hızlı bir çıkış hedefini güvence altına alırken, İran ise yüksek petrol fiyatlarının yarattığı enflasyonist baskıyı kaybetmişti. Bu durum, Tahran’ın Washington ile zorlu bir diplomatik süreç başlatmadan, yaptırımlarda anlamlı bir hafifleme sağlamasını imkânsız hale getirdi.
Asimetrik bir durum söz konusuydu; Trump stratejik sabır gösterebilirken, İran müzakerelerin başarısız olması durumunda çatışmanın getireceği kazanımları kaybetme riskiyle karşı karşıyaydı. Bu statüko, Trump için sessiz ama önemli bir zafer olabilirdi. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürmeye devam edecekti; ancak bu durum, petrol fiyatlarının düşmesine yol açacak bir süreci tetikleyecekti. Petrol fiyatları düştükçe, Trump’ın hem iç politikadaki hem de İran karşısındaki konumu güçlenecekti.
Ancak Trump, sonuçları ağır olan bir hata yaptı ve bir kez daha İsrail’in ve FDD’nin tavsiyesine uydu. FDD, Basra Körfezi’ni abluka altına almanın İran ekonomisini hızla çökertip Tahran’ı teslim olmaya zorlayacağını savundu. Bu strateji, Trump’a bir sihirli mermi olarak sunuldu. Ablukanın, İran’ın ihracat gelirlerini birkaç gün içinde sıfıra indireceği ve günde yaklaşık 500 milyon dolarlık kayıplara yol açacağı öngörülüyordu. İran’ın sınırlı depolama kapasitesinin birkaç hafta içinde dolacağı ve petrol kuyularının kapatılmasının zorunlu hale geleceği iddia ediliyordu. FDD, bu durumun stratejik dengeyi tersine çevireceğini ve İran üzerindeki baskının artarken, ABD üzerindeki baskının azalacağını öne sürdü.
Trump, bu görüşlere tamamen katıldı ve İran’ı boyunduruk altına alma hedefinin artık ulaşılabilir olduğunu düşündü. Ancak beklenenin aksine, FDD’nin hesapları gerçeği yansıtmadı. İran’ın depolama kapasitesinin neredeyse bir hafta içinde tükenmesi gerekiyordu, ancak uydu görüntüleri, Tahran’ın hâlâ aktif bir şekilde petrol yüklemeye devam ettiğini gösteriyordu. Abluka ekonomik baskıyı artırmış olsa da, FDD’nin öngördüğü acil bir depolama krizi yaşanmadı.
Trump, İran’ın petrol ihracatını hedef alarak diplomatik yolları karmaşıklaştırmakla kalmadı, aynı zamanda küresel arzı sıkıştırarak fiyatları da artırdı. Petrol fiyatları, savaş dönemindeki seviyelerin üzerine çıktı. Exxon’un CEO’su, benzin fiyatlarının daha da yükselebileceğini belirtti ve piyasanın İran çatışmasının etkilerini henüz tam olarak hissetmediğini ifade etti. Trump’ın eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi direktörü Joe Kent ise, ablukanın büyük gıda güvenliği krizlerine yol açacak bir küresel gübre kıtlığını tetiklediği uyarısında bulundu.
Sonuç olarak, Trump’ın ateşkesle sağladığı ve ihtiyaç duyulan baskı boşalması, FDD’nin övündüğü sihirli mermi ablukası tarafından tamamen tersine çevrildi. ABD’nin İran politikası, yönetimlerin ve parti aidiyetlerinin ötesinde, İran’ı diz çöktürmeye yönelik bir sihirli mermi arayışına dönüşmüştür. 47 yıl boyunca bu efsanevi sihirli merminin peşinde koşulmuş, ancak hiçbir sonuç alınamamıştır. Birçok diplomatik fırsat boşa harcanmış ve bu süreçte kurtarıcı çıkış yolları kapatılmıştır. Buna rağmen arayış devam etmektedir.
Trump, askeri güç tehdidinin Tahran’ı teslim olmaya zorlayacağına inanıyordu. Ancak İran, bu tehdidi açıkça görmezden gelerek, kontrol altındaki bir saldırıya karşılık vermeyi reddetti. Trump, bu durumu inandırıcılık kaybı olarak değerlendirerek, bölgeye daha fazla askeri yığınak yapılması talimatını verdi. Ancak bu da beklenen sonucu vermedi. Witkoff, Trump’ın askeri tehditlerine rağmen İran’ın hâlâ teslim olmamış olmasından dolayı hayal kırıklığına uğradığını açıkladı.
Sonuç olarak, Trump, İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesini bir sonraki sihirli mermi olarak gördü. Ancak bu da yanıltıcı bir strateji oldu. İran’ın sivil altyapısının bombalanması da beklenen sonucu getirmedi. Bloomberg’in analizine göre, hasar gören binaların yalnızca yüzde 32’sinin askeri hedeflerle bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Bu yıkıcı kampanya bile, mimarlarının vaat ettiği sonucu üretemedi. Abluka üstüne abluka, Amerikan başkanlarının daha az maliyetli ve daha etkili diplomasi izlemek yerine peşinden koştuğu bir dizi hayali sihirli merminin en son halkasıdır.




