Türkiye neden Husi-Suudi Arabistan gerilimine dahil oluyor?
Türkiye-Husi-Suudi Arabistan gerilimi karşısında neden daha aktif bir tutum alıyor? Ankara’nın ittifak, Riyad ilişkileri ve Kızıldeniz yaklaşımı.
Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırması ve Kızıldeniz’deki tanker geçişlerini aksatma girişimleri, bölgesel güvenlik krizini küresel ekonomi açısından da önemli bir tehdit haline getirdi. İngiltere ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülke, Riyad’a destek vererek deniz ulaşımının güvenliğini sağlama seçeneklerini değerlendiriyor. Türkiye de bu arayışın içinde yer alıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’nın Suudi Arabistan’ın özellikle teknik alanlardaki askeri ihtiyaçlarını karşılayabileceğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 25 Eylül’de yayımlanan Newsweek röportajında, Mekke Anlaşması’nın taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tüm taraflara yapılmış kabul ettiğini hatırlattı. Erdoğan, verilecek desteğin istihbarat, lojistik ve mühimmatla sınırlı kalabileceği gibi tehdidin boyutuna göre daha kapsamlı askeri yardımı da içerebileceğini söyledi.
Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından yayımlanan ortak açıklamada da Riyad’ın kendini savunma hakkına vurgu yaptı. New York’ta 24 Eylül’de üç ülkenin dışişleri bakanlarının, ertesi gün ise genelkurmay başkanlarının bir araya gelmesi, Mekke İttifakı’nın olası askeri koordinasyonu bakımından dikkat çekici bir gelişme oldu. Görüşmelerde hava savunması ve istihbarat paylaşımı gibi başlıkların ele alınması bekleniyor.
Mekke İttifakı Ankara’nın sorumluluk anlayışını güçlendiriyor
Türkiye’nin sürece daha görünür biçimde dahil olmasının ilk nedenini, 7 Ağustos’ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan liderleri tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması oluşturuyor. Anlaşmayla kurulan ittifak, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının tamamına yönelmiş sayılmasını ve ortak caydırıcılığın güçlendirilmesini öngörüyor.
Hakan Fidan, bu düzenlemenin NATO’nun beşinci maddesinden farklı bir mantığa dayanmadığını belirterek, taraflara birbirlerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma konusunda sorumluluk yüklendiğini ifade etti. Bakan ayrıca, kolektif savunma fikrinin Türkiye tarafından yaklaşık 5-6 yıldır gündeme getirildiğini ve Mekke İttifakı’nın arkasındaki temel yaklaşımın Ankara’ya ait olduğunu söyledi.
Bu çerçevede Ankara’nın, Türkiye-Husi-Suudi Arabistan gerilimi sırasında ittifakın somut bir rol üstlenmesini istediği değerlendiriliyor. Böylece oluşumun yalnızca siyasi bir deklarasyondan ibaret olmadığı gösterilmek ve “kağıttan kaplan” yönündeki eleştirilerin önüne geçilmek isteniyor. Fidan da Suudi Arabistan’ın altyapısına yönelik saldırıların ardından, imzalanan anlaşmanın müttefiklere karşılıklı dayanışma sorumluluğu getirdiğini belirtti.
Ankara-Riyad ilişkilerindeki normalleşme
Türkiye’nin Riyad’a destek verme eğiliminin arkasında, iki ülke arasında son yıllarda yeniden gelişen siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkileri de bulunuyor. Ankara, Husilerle krizin ilk döneminde, 2014-2015 yıllarında da Suudi Arabistan’a desteğini açıklamış ve Riyad’ın operasyonuna lojistik katkı sunabileceğini bildirmişti.
Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesiyle gerilen ilişkiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2022’de gerçekleştirdiği ziyaretin ardından normalleşme sürecine girdi. Son dönemde artan temaslar, savunma sanayisi ve güvenlik alanlarında da işbirliğinin geliştirilmesine zemin hazırladı. ABD’nin Orta Doğu’daki ilgisinin azalmasıyla birlikte Türkiye’nin Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle savunma ilişkilerini artırma isteği, Mekke İttifakı’nı önemli bir platform haline getiriyor.
Kızıldeniz’deki ticaretin güvenliği
Ankara, Kızıldeniz’deki son gelişmeleri yalnızca Yemen kaynaklı bir kriz olarak görmüyor. Dışişleri Bakanı Fidan, gerilimin ABD ile İran arasındaki görüşmelerde yaşanan tıkanmanın ve Hürmüz Boğazı çevresindeki sorunların bölgeye yansımasıyla büyüdüğünü belirtti. Türkiye’nin değerlendirmelerine göre kriz, Babülmendep üzerinden Suudi Arabistan’a doğru genişleme eğilimi taşıyor.
Fidan, İranlı muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde çatışmanın yayılmaması gerektiği mesajını verirken, Suudi Arabistan’ın mevcut denklemden uzak tutulması gerektiğini de vurguladı. Ankara, Tahran’ı doğrudan suçlayan açık bir ifade kullanmasa da gerilimin Riyad ve Kızıldeniz’e taşınmasından İran’ı sorumlu tuttuğu yönündeki değerlendirmeler öne çıkıyor.
Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında deniz trafiğinin aksaması, enerji arzı ve küresel ticaret bakımından ciddi riskler yaratıyor. Enerji ithalatına bağımlı ülkelerden biri olan Türkiye de bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında bulunuyor. Fidan, ağustos ayında Kızıldeniz ticaret havzasının Türkiye’nin çıkarlarını doğrudan etkilediğini ve uluslararası toplum bölgede güvenlik tedbirleri ararken Ankara’nın askeri ilgi göstermesinin doğal olduğunu söylemişti.
Bu nedenle Türkiye’nin Riyad’a yönelik olası desteği, yalnızca müttefiklik yükümlülükleriyle sınırlı görülmüyor. Ankara aynı zamanda enerji ve ticaret yollarının güvenliğini korumayı, Suudi Arabistan’la geliştirdiği ilişkileri derinleştirmeyi ve bölgesel krizlerdeki rolünü güçlendirmeyi hedefliyor.




