Balık çiftlikleri turizm yatırımlarını riske mi atıyor?
Balık çiftlikleri, kıyıya yakın konumlarıyla turizm yatırımları ve çevre üzerindeki etkileri nedeniyle tartışılıyor. Fatih Altaylı konuyu değerlendirdi.
Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarında son 35-40 yılda oluşturulan turizm yatırımları, farklı ekonomik faaliyetlerin bölgedeki konumlanışı nedeniyle yeni bir tartışmanın odağına yerleşti. Gazeteci Fatih Altaylı, balık çiftliklerinin kıyıya yakın kurulmasının çevre ve turizm üzerindeki sonuçlarını köşesine taşıdı.
Altaylı, “Balık çiftliği mi turizm mi!” başlıklı yazısında Ege ve Akdeniz kıyılarının Türkiye’nin önemli zenginlik kaynakları arasında bulunduğunu belirtti. Bu bölgelerde çok sayıda nitelikli tesisin hayata geçirildiğini aktaran Altaylı, Türkiye’nin milyonlarca turist ağırlayan bir turizm merkezine dönüştüğünü ifade etti.
Türkiye’nin geçen yıl 62 milyondan fazla ziyaretçi ağırladığını ve yaklaşık 65 milyar dolarlık turizm geliri elde ettiğini hatırlatan Altaylı, kıyıların ülke ekonomisi açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
Yazıda balık çiftliklerinin bölgesel dağılımı da ele alındı. Karadeniz’de somon, Ege’de ise ağırlıklı olarak levrek ve çipura üretildiğini belirten Altaylı, sektörün özellikle Muğla çevresinde yoğunlaştığını kaydetti. Yıllık üretimin yaklaşık 650 bin tona ulaştığını ve balık çiftliklerinin yaklaşık 2 milyar dolarlık gelir sağladığını aktaran Altaylı, yem konusunda ithalata yüksek düzeyde bağımlılık bulunduğunu söyledi.
Bu bağımlılık nedeniyle sektörün katma değerinin düşük, kârlılığının ise sınırlı kaldığını savunan Altaylı, balık çiftliklerinin tamamen ortadan kaldırılmasını istemediğini özellikle vurguladı. Ona göre temel sorun üretimin yapılması değil, tesislerin kıyıya yakın konumlandırılması.
Kıyıya yakın üretimin maliyet avantajı sağladığını belirten Altaylı, bu tercihin deniz ve çevre açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini yazdı. Tesislerden kaynaklanan kirliliğin deniz tabanındaki ekosisteme zarar verebileceğini ifade eden Altaylı, çevresel etkilerin turizm bölgelerinde doğrudan ekonomik sonuçlara dönüşebileceği görüşünü dile getirdi.
Altaylı, İzmir çevresindeki balık çiftliklerini de değerlendirdi. Çeşme ve Alaçatı açıklarındaki kirliliği “inanılmaz” olarak nitelendiren Altaylı, daha güneydeki bölgelerde tablonun ağırlaştığını öne sürdü. Bodrum Yarımadası’nın kuzeyi ile Didim’in güneyindeki Güllük Körfezi’ni örnek göstererek, bu bölgelerde balık çiftlikleriyle ilgili daha ciddi bir sorun bulunduğunu savundu.
Yazıda, balık çiftliklerinin bulunduğu kıyılarla yüksek gelirli turizm yatırımlarının aynı alanlarda yer alması da karşılaştırıldı. Bodrum çevresinde Kaplankaya, Amman, Bulgari ve Mandarin Oriental gibi projelerin bulunduğunu belirten Altaylı, bazı villaların fiyatlarının 50-60 milyon dolara kadar çıkabildiğini aktardı. Bu alanların bazılarının önünde çok sayıda balık çiftliğinin bulunduğu ifade edildi.
Altaylı ayrıca, yazısından birkaç gün önce Cennet Koyu açıklarına değerinin 100 milyon doların üzerinde olduğu belirtilen Rus bir oligarka ait yatın demirlediğini aktardı. Yazara göre yat, ertesi gün poyrazın etkisiyle balık çiftliklerinden kaynaklandığı öne sürülen kirliliğin Cennet Koyu’na taşınmasının ardından bölgeden ayrıldı.
Yatta yaklaşık 50 personel bulunduğunu belirten Altaylı, bu ölçekteki ziyaretçilerin Türkiye’de günlük on binlerce dolar harcayabileceğini ve onlarca milyon dolar değerinde bir konut satın alabilecek ekonomik güce sahip olduğunu yazdı.
Altaylı, tesislerin açık denize taşınması durumunda çevresel ve ekonomik açıdan farklı bir tablonun ortaya çıkabileceğini savundu. Maliyetleri düşürmek amacıyla balık çiftliklerinin kıyıya yakın kurulmasının ise turizm bölgeleri açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu belirtti.
Yazara göre tartışma yalnızca çevre kirliliğiyle sınırlı değil. Kıyıdaki turizm yatırımlarının ekonomik değeri, oluşturduğu istihdam ve yüksek harcama kapasitesine sahip ziyaretçiler de değerlendirmeye katılmalı. Altaylı, balık çiftliklerinin yaklaşık 2 milyar dolarlık yıllık gelirine karşılık turizmin Türkiye’ye çok daha yüksek katma değer sağladığını ileri sürdü.
Milyonlarca turistin ağırlandığı turizm sektörünün geniş bir istihdam alanı oluşturduğunu belirten Altaylı, balık çiftliklerinin istihdam katkısının bu ölçekteki ekonomik faaliyetlerle kıyaslandığında sınırlı kaldığını ifade etti.
Altaylı, balık çiftliklerinin açık denize taşınması yerine kıyılarda faaliyet göstermesine izin verilmesini de eleştirdi. Yazara göre düşük katma değerli bir gelir kaynağı korunurken, milyarlarca dolarlık turizm yatırımlarının bulunduğu kıyıların zarar görmesi ekonomik açıdan sorgulanması gereken bir tercih.
Fatih Altaylı, yazısının sonunda balık çiftliklerinin kıyılardaki mevcut konumunu; kötü yönetim, plansızlık, beceriksizlik veya zayıflık ihtimalleriyle açıkladı. Çevreye ve turizme zarar verdiğini öne sürdüğü tesisler konusunda neden kalıcı bir sonuç alınamadığını sorguladı.




