Kanada-AB yakınlaşması ABD baskısına karşı güçleniyor
Kanada-AB yakınlaşması, Ottawa’nın ABD’ye ekonomik bağımlılığını azaltma arayışını yansıtıyor. Ancak ticaret ve enerji bağları kısa vadede değişmeyecek.
Kanada ile ABD arasındaki ekonomik ilişki, ortak sınırın ötesine geçen güçlü bir üretim, enerji, lojistik ve sermaye ağına dayanıyor. Washington yönetimiyle son dönemde yaşanan tarife ve ticaret anlaşmazlıkları ise Ottawa’yı Avrupa’ya yönelerek alternatifler geliştirmeye itti. Başbakan Mark Carney’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki temasları, ABD’den kopuş planından çok, Kanada’nın tek bir komşunun siyasi kararlarına bağımlılığını azaltma çabası olarak değerlendiriliyor.
ABD’ye bağımlılık kısa vadede aşılamayacak
Kanada İstatistik Kurumu verileri, bu arayışın önündeki yapısal engelleri ortaya koyuyor. Kanada’nın mal ihracatının 2024 yılında yüzde 76’sı ABD pazarına gitti. 2025’teki gümrük vergisi krizleri sırasında bu oran dönemsel olarak yüzde 70’in altına inse de yaz aylarında yeniden yüzde 73’e çıktı. Rakamlar, Kanada ekonomisinin ABD’deki siyasi ve ticari dalgalanmalara karşı ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
Enerji sektörü, iki ülke arasındaki bağların en güçlü olduğu alanlardan biri. ABD’nin ham petrol ithalatının yüzde 60’ı Kanada’dan karşılanıyor. Ayrıca birçok ABD rafinerisi, Kanada’nın petrol kumlarından elde edilen ağır ham petrolü işlemek üzere tasarlanmış durumda. Bu nedenle mevcut altyapı ve tedarik zincirleri, ticaret akışlarının kısa sürede Avrupa’ya yönlendirilmesini teknik açıdan zorlaştırıyor.
Avrupa ile ilişkiler yeni değil
Kanada-AB yakınlaşması, son ticaret gerilimleriyle başlayan geçici bir diplomatik hamle niteliği taşımıyor. 2017’de yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması, 2024 itibarıyla taraflar arasındaki gümrük vergilerinin yüzde 99’unu ortadan kaldırdı. İş birliği daha sonra yeşil dönüşüm, siber güvenlik, yapay zeka ve Kanada’nın Horizon Europe araştırma programına katılımı gibi alanlara yayıldı.
Haziran 2025’te imzalanan güvenlik ve savunma ortaklığının ardından Kanada’nın Avrupa Birliği’nde “ortak üye” statüsü kazanması da gündeme geldi. Ancak Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi’nin eski danışmanlarından James Moran’a göre, Birliğin kurucu antlaşmalarında bu adı taşıyan resmi bir hukuki statü bulunmuyor. Bu nedenle kavram, tam üyelikten ziyade enerji, kritik mineraller ve savunma sanayisi gibi stratejik alanlarda daha bağlayıcı bir iş birliği arayışını ifade ediyor.
Kanada-AB yakınlaşmasının kalıcı bir denge politikasına dönüşüp dönüşmeyeceği, diplomatik açıklamalardan çok somut uygulamalarla anlaşılacak. Savunma ortaklığının ortak askeri ve sanayi projelerine taşınması, ABD dışındaki ticaret hacminin sürdürülebilir biçimde artırılması ve Avrupa’ya maden ile temiz enerji ihracatını mümkün kılacak liman, lojistik ve işleme yatırımlarının yapılması bu sürecin temel göstergeleri olacak.
Bunun yanı sıra, “ortak üyelik” fikrinin siyasi bir slogan olarak kalmaması için hukuki ve ekonomik çerçevesinin açık biçimde belirlenmesi gerekiyor. Kanada’nın coğrafi konumu ve mevcut tedarik zincirleri, Avrupa’yı kısa sürede ABD’nin alternatifi haline getirmeyecek. Buna karşın Brüksel’le geliştirilecek çok boyutlu ortaklık, Ottawa’nın tek bir gücün baskısı altında hareket etmek zorunda kalmasını önleyebilecek önemli bir stratejik kaldıraç sağlayabilir.



