Üniversiteler Artık Milletindir: Yeni Bir Dönem

Üniversiteler artık halkın malı. Anadolu’dan gelen gençler, eğitimde ve bilimde yeni bir dönem başlatıyor.

Üniversiteler, yalnızca belirli bir grubun ayrıcalık alanı olmaktan çok, milletin kültürel ve sosyal köklerine bağlı, evrensel değerlerle yerel unsurları bir araya getiren özgürlük alanlarıdır.

Son yıllarda Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’nin gündeminde sıkça yer buluyor; ancak bu, bilimsel başarılarıyla değil, akademik kadrosunun bir kısmı ve bazı öğrencilerinin rektör atamaları ve yönetim kararlarına karşı düzenledikleri protestolarla gündeme geliyor. En son, bazı öğrenci kulüp odalarının taşınması kararı geniş bir protesto dalgasına yol açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’ni ziyaret ederek öğrenci yurtlarının açılışını gerçekleştirdi. Erdoğan, öğrenciler tarafından coşkuyla karşılanırken, bazı öğrenciler ise bu ziyareti protesto etti ve yıllardır duyulan “Üniversiteler Bizimdir!” sloganını yinelediler.

Peki, bu üniversiteler gerçekten kimin?

1988 yılında, 18 yaşında ODTÜ’ye girdiğimde, alışık olduğum çevrelerden tamamen farklı bir atmosferle karşılaştım. ODTÜ, lisedeki ve diğer üniversitelerdeki ortamlardan çok uzaktı. O dönemde, 20 bin civarında öğrenci arasında dindar öğrencilerin sayısı oldukça azdı. Kampüsün güney ucundaki camide cuma namazı kılan öğrenciler dışında, neredeyse hiç dindar öğrenci kalmıyordu. Kütüphanenin altındaki küçük mescit ise, namaz kılmak için yetersizdi.

Ancak, ODTÜ’nün hazırlık sınıfında gözle görülür bir değişim yaşanıyordu. Sınıflarda imam hatip mezunları ve dindar öğrenciler artmaya başlamıştı. Hazırlık Mescidi, sürekli dolup taşıyor ve kapısında sıra bekliyorduk. Mescidin kapatılması veya saat sınırlamaları getirildiğinde, eylem yapma cesaretimiz bile vardı.

90’lı yıllarda ODTÜ’nün yapısı belirgin bir şekilde değişti. Mescitlerin yetersiz kalması ve namaz kılma tartışmaları, dindar gençlerin üniversitelere akın etmesiyle birlikte Türkiye genelinde bir dönüşüm başlattı.

Yoksul ailelerin çocukları, sınavları geçerek üniversitelere akın etmeye başladı ve bu durum, mevcut statükoyu sarsmaya başladı. Zengin ailelerin çocukları, her türlü imkana rağmen sınavlarda başarısız olurken, Anadolu’nun yoksul çocukları en iyi bölümlere yerleşiyordu. 28 Şubat darbesinin en önemli sebeplerinden biri de, Anadolu’nun yükselişini engellemekti.

Engeller, Anadolu’nun çocuklarının eğitimine engel olamadı; 2003 yılında AK Parti iktidarıyla birlikte üniversitelerde köklü değişimler yaşandı. Üniversite sayısı 76’dan 208’e, akademik personel sayısı ise 70 binden 187 bine yükseldi. Üniversiteler, artık kimsenin özel mülkü olmaktan çıkmış, gerçek sahiplerine, yani halka iade edilmiştir.

Anadolu’daki üniversiteleri “taşra üniversitesi” olarak küçümsememek gerekir; bu, bir başlangıçtır ve bu üniversitelerden önemli başarılar çıkmaktadır.

ODTÜ ve Boğaziçi gibi statükonun kaleleri de değişim geçiriyor. Dindar öğrencilerin sayısının az olduğunu düşünmek yanıltıcıdır; Anadolu’dan gelen öğrenciler, sessiz sedasız ders çalışarak mezun oluyor, sosyal yapıyı dönüştürüyor ve bilim dünyasında önemli roller üstleniyor.

Üniversitelerdeki tekel artık kırılmış durumda. Kendini hem ülkenin hem de üniversitelerin tek sahibi olarak gören kesim, artık tükenme aşamasına gelmiştir. Üniversiteler, artık halkın malıdır ve bu duruma alışmak gerekmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu